<?xml version="1.0" encoding="latin5"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Darkjuva Ogrish Forum - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.darkjuva.com/</link>
		<description><![CDATA[Darkjuva Ogrish Forum - http://www.darkjuva.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 02:16:41 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[:::Çocuğunu İslama Ver Müslüman:::]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52369</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 21:55:00 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52369</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.facebook.com/home.php?#!/video/video.php?v=1297423030568&amp;ref=mf" target="_blank">http://www.facebook.com/home.php?#!/vide...568&#x26;ref=mf</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.facebook.com/home.php?#!/video/video.php?v=1297423030568&amp;ref=mf" target="_blank">http://www.facebook.com/home.php?#!/vide...568&ref=mf</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[:::vahdedivücud(tasavvuf) felsefesi insanı nasıl şirke götürür:::]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52368</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 21:51:25 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52368</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.facebook.com/home.php?#!/video/video.php?v=102642686432511&amp;ref=mf" target="_blank">http://www.facebook.com/home.php?#!/vide...511&#x26;ref=mf</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.facebook.com/home.php?#!/video/video.php?v=102642686432511&amp;ref=mf" target="_blank">http://www.facebook.com/home.php?#!/vide...511&ref=mf</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Parkta içki içtiği için öldürüldü]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52366</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 21:38:59 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52366</guid>
			<description><![CDATA[Bahçelievler'de bir parkta kimliği belirsiz kişilerce içki içmemeleri konusunda uyarılan gençler satırlı saldırıya uğradı. Saldırıda iki kişi yaralanırken bir kişi yaşamını yitirdi.<br />
Haznedar İstanbul Evleri Sarmaşık Sokak'taki parkta içki içen Soner Karaağaç (20), Mustafa Uçan ve T.Y. (16), yanlarına gelen kimliği belirsiz kişilerce satırlı saldırıya uğradılar.<br />
<br />
Üç arkadaş satırla saldırının ardından kaçmaya çalışınca şüpheli şahıs arkalarından ateş etmeye başladı.<br />
<br />
Boynundan yaralanan Karağaç, göğsünden ve karnından yaralanan Uçan ile kasığından yaralanan T.Y.  çevre hastanelere kaldırıldı. Karaağaç, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamazken, yaralıların hayati tehlikelerinin devam ettiği bildirildi.<br />
<br />
Saldırganı yakalamak için çalışma başlatılırken, saldırganın mahalle sakinleri tarafından tanındığı bilgisi verildi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bahçelievler'de bir parkta kimliği belirsiz kişilerce içki içmemeleri konusunda uyarılan gençler satırlı saldırıya uğradı. Saldırıda iki kişi yaralanırken bir kişi yaşamını yitirdi.<br />
Haznedar İstanbul Evleri Sarmaşık Sokak'taki parkta içki içen Soner Karaağaç (20), Mustafa Uçan ve T.Y. (16), yanlarına gelen kimliği belirsiz kişilerce satırlı saldırıya uğradılar.<br />
<br />
Üç arkadaş satırla saldırının ardından kaçmaya çalışınca şüpheli şahıs arkalarından ateş etmeye başladı.<br />
<br />
Boynundan yaralanan Karağaç, göğsünden ve karnından yaralanan Uçan ile kasığından yaralanan T.Y.  çevre hastanelere kaldırıldı. Karaağaç, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamazken, yaralıların hayati tehlikelerinin devam ettiği bildirildi.<br />
<br />
Saldırganı yakalamak için çalışma başlatılırken, saldırganın mahalle sakinleri tarafından tanındığı bilgisi verildi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[AKP hacker desteğiyle fişledi!]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52365</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 21:34:16 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52365</guid>
			<description><![CDATA[Başbakanlığa bağlı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği çalışanlarından bazılarının, 2006-2008 arasını kapsayan dönemde fişlendikleri ve "AKP ve AB karşıtlığı" suçlamasıyla sorgulandıkları ortaya çıktı.<br />
<br />
Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS) kurumunun bazı çalışanlarının, kişisel e-postalarını ele geçiren biri tarafından, "AB ve AKP karşıtı" oldukları suçlamasıyla Başbakanlığa ihbar edildikleri açığa çıkarıldı.<br />
<br />
"Hacker muhbir"in, ABGS çalışanları hakkındaki iddialarını ve çalışanların kişisel e-postalarından ibaret "belgeler"i imzasız bir e-postayla dolaylı yoldan Başbakanlığa ulaştırdığı, Başbakanlığın ise "gerekli işlemlerin yapılması" istemiyle ABGS'ye resmi bir yazı gönderdiği öğrenildi. Başbakanlığın yazısının ABGS'de işlem görmesi gecikince, gönderilen ikinci bir yazıyla gerekenlerin ivedilikle yapılmasının istendiği ve Başbakanlığın bu ikinci yazısı üzerine kurumda çalışanların sorgulandığı ortaya çıktı.<br />
<br />
İmzasız ihbar mektubundaki kimi suçlamalar, mektubun sahibinin kurumun içinden olduğunu, çalışanların fişlenmesinin ihbarda bulunanın kendi inisiyatifiyle değil, bizzat "görevlendirilmesi" sonucu gerçekleştiğini düşündürdü.<br />
<br />
Suçlamalar hayrete düşürdü<br />
Hürriyet gazetesinin dün yayımladığı "ABGS'de Ergenekoncu avı" başlıklı haberine göre, "hacker muhbir"in ihbar mektubundaki iddialar arasında şunlar yer alıyordu:<br />
<br />
- Çalışanların birbirlerine AKP karşıtı bazı köşe yazarlarının yazılarını e-posta yoluyla gönderdikleri<br />
<br />
- Çalışanların birbirlerine İran'da 15 yaşındaki bir çocuğun hırsızlık nedeniyle kolunun kesilmesiyle ilgili bir haberi e-posta yoluyla göndermelerinin "İran yönetimine ve şeriat uygulamalarına karşı oldukları"nı gösterdiği<br />
<br />
- Çalışanların, e-posta yoluyla paylaştıkları ve zaman zaman işyerindeki panolara da astıkları bazı karikatürlerin içeriği dolayısıyla "AB karşıtı" olduklarının ortaya çıktığı<br />
<br />
- Çalışanların kurumda içkili yeni yıl partisi düzenlediği ve dolaşan e-postada, kutlamanın nerede yapılacağı belirtilerek, "bir miktar içki var, ancak içkisini alıp gelen daha fazla ilgiye mazhar olacaktır" diye yazıldığı.<br />
<br />
Egemen Bağış düzeltirken bozdu<br />
Hürriyet gazetesinin konuya ilişkin haberiyle aynı gün, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'tan da yazılı bir açıklama geldi. Haberin kimi yönlerini doğrulayan ve söz konusu gelişmelerin yaşandığını söylediği Eylül 2006-Mart 2008 arası dönemin kendisinin Başmüzakerecilik görevine getirilmesinden önceye rastladığına vurgu yaparak sorumluluktan sıyrılmaya çalışan Bağış, suçu, fişleme ve sorgunun yaşandığı dönemde Başmüzakereci olan Ali Babacan'a yüklemiş oldu.<br />
<br />
Bağış'ın haberin hemen ardından yaptığı açıklama, her iki durumda da faturanın AKP'ye çıkacağını hesap edemediğini belgeledi.<br />
<br />
Egemen Bağış'ın açıklamasında, "hacker muhbir"in, ABGS çalışanlarının "Ergenekon" ile bağlantılı olduğu ve bu çalışanların kendisi tarafından terfi ettirildiği biçimindeki iddialarına haberde yer verilmesinin ve olaylar Bağış döneminde gerçekleşmiş gibi yansıtılmasının, Bağış'ın ve ABGS'nin yıpratılması amacına işaret ettiği ifade edildi.<br />
<br />
ABGS çalışanlarına sorgu: "AB'ye ve AKP'ye karşı mısınız? Ya içki?"<br />
Egemen Bağış'ın açıklamasında, çalışanlara ait olduğu iddia edilen e-postalardan ve haklarındaki suçlamalardan kurumun bir çalışanı değil, isimsiz-imzasız bir e-posta aracılığıyla haberdar olunduğu, iddialarla ilgili olarak kurum bünyesinde oluşturulan bir komisyon tarafından e-postalarda ismi geçen personelin savunmalarının alındığı ve ayrıca teknik inceleme yapıldığı, çalışanların bu e-posta mesajlarıyla herhangi bir ilgilerinin olmadığını beyan etmelerinin yanında teknik incelemeden de bir kanıt elde edilemediği, konuyla ilgili olarak Başbakanlık'tan kuruma herhangi bir resmi yazı gönderilmediği ileri sürüldü.<br />
<br />
"Ayrıca o dönemde kurumumuzda görev yapan, ancak bugün ait oldukları kurumda başka görevlere atanmış iki personele ilişkin iddialar da anılan kuruma iletilmiştir" ifadesi ise, ihbar "imzasız e-posta" ile gelse de, işin ne kadar sıkı tutulduğuna dair bir diğer önemli işaret oldu.<br />
<br />
ABGS çalışanlarına yönelik cadı avında Zaman'ın da parmağı var<br />
Gelişmeler, bugün Zaman gazetesinde çıkan bir köşe yazısı ile daha da ilginç bir hal aldı. Köşe yazarı Hüseyin Sümer'in yazdıkları, "hacker muhbir" ile temasta olunduğunu belgeledi.<br />
<br />
Kendisinin bir yıl önce konuyu gündeme taşıdığı halde ses getiremediğinden yakınan Sümer, "içeriden" aldığı oldukça açık olan bir "bilgi"yi şöyle duyurdu: "Kurumun içerisinde 'AB için çalış, AB'ye inanma' başlıklı yazım tartışılmış. Tekzip yayınlayalım diyenleri üst düzey bir yöneticinin, 'adam e-mailleri tek tek yayınlarsa ne yapacaksınız?' sözleri bu fikirden vazgeçirmiş."<br />
<br />
"Kurum içindeki gelişmeleri bir mektupla ilgili yerlere ulaştırdığı ileri sürülenleri 'muhbir' diye nitelemek, burada araştırma yapan müfettişlerin ise 'Ergenekoncu avı' yaptığını söylemek insafsızlık olmaz mı? Bizleri Avrupa Birliği'ne sokacak kişilerin AB karşıtı olmasına kimin gönlü razı olur?" diyen Sümer, konunun ele alınış biçiminden rahatsızlığını dile getirdi.<br />
<br />
Sümer, kendisine yine "içeriden" bildirildiği anlaşılan, ABGS çalışanları hakkındaki diğer iddiaları ise dikkat çekici bir bağlama yerleştirerek şu şekilde kaleme aldı:<br />
<br />
"AKP hakkında kapatma davasının açılacağı, Cumhuriyet mitinglerinin kol gezdiği günler. ABGS'nin üst düzey çalışanlarında hummalı e-mail trafiği yaşanır.<br />
<br />
"İddialara göre, bazı çalışanlar kurum içinde şampanya patlatır. Partinin kapatılacağının sevinç çığlıkları atılır. Hatta birbirleriyle yapılan görüşmelerde henüz Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı AKP ile ilgili dosyayı şekillendirmemişken iddianame hazırlıklarının 300'üncü sayfaya geldiği bile konuşulur.<br />
<br />
"Kurum içi resmi bilgisayar ağında Başbakan, bakan ve milletvekilleri hakkında ağza alınmayacak ifadelere yer verilir. Hatta başörtülü vatandaşlara yönelik galiz küfürlü karikatürler paylaşılır kurumun e-maillerinden.<br />
<br />
"En önemlisi de çalışanların Avrupa Birliği'ne karşı duruşudur: 'Başbakan'ın 23 Temmuz 2003'te imzaladığı pakette yer alan maddeler AB dayatması, manda ve himayeciliğe işarettir.' Kısacası Türkiye'yi AB'ye taşıyacak kurumun bazı çalışanları, AB'ye girmeyi manda ve himayecilikle eşdeğerde tutar."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Başbakanlığa bağlı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği çalışanlarından bazılarının, 2006-2008 arasını kapsayan dönemde fişlendikleri ve "AKP ve AB karşıtlığı" suçlamasıyla sorgulandıkları ortaya çıktı.<br />
<br />
Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS) kurumunun bazı çalışanlarının, kişisel e-postalarını ele geçiren biri tarafından, "AB ve AKP karşıtı" oldukları suçlamasıyla Başbakanlığa ihbar edildikleri açığa çıkarıldı.<br />
<br />
"Hacker muhbir"in, ABGS çalışanları hakkındaki iddialarını ve çalışanların kişisel e-postalarından ibaret "belgeler"i imzasız bir e-postayla dolaylı yoldan Başbakanlığa ulaştırdığı, Başbakanlığın ise "gerekli işlemlerin yapılması" istemiyle ABGS'ye resmi bir yazı gönderdiği öğrenildi. Başbakanlığın yazısının ABGS'de işlem görmesi gecikince, gönderilen ikinci bir yazıyla gerekenlerin ivedilikle yapılmasının istendiği ve Başbakanlığın bu ikinci yazısı üzerine kurumda çalışanların sorgulandığı ortaya çıktı.<br />
<br />
İmzasız ihbar mektubundaki kimi suçlamalar, mektubun sahibinin kurumun içinden olduğunu, çalışanların fişlenmesinin ihbarda bulunanın kendi inisiyatifiyle değil, bizzat "görevlendirilmesi" sonucu gerçekleştiğini düşündürdü.<br />
<br />
Suçlamalar hayrete düşürdü<br />
Hürriyet gazetesinin dün yayımladığı "ABGS'de Ergenekoncu avı" başlıklı haberine göre, "hacker muhbir"in ihbar mektubundaki iddialar arasında şunlar yer alıyordu:<br />
<br />
- Çalışanların birbirlerine AKP karşıtı bazı köşe yazarlarının yazılarını e-posta yoluyla gönderdikleri<br />
<br />
- Çalışanların birbirlerine İran'da 15 yaşındaki bir çocuğun hırsızlık nedeniyle kolunun kesilmesiyle ilgili bir haberi e-posta yoluyla göndermelerinin "İran yönetimine ve şeriat uygulamalarına karşı oldukları"nı gösterdiği<br />
<br />
- Çalışanların, e-posta yoluyla paylaştıkları ve zaman zaman işyerindeki panolara da astıkları bazı karikatürlerin içeriği dolayısıyla "AB karşıtı" olduklarının ortaya çıktığı<br />
<br />
- Çalışanların kurumda içkili yeni yıl partisi düzenlediği ve dolaşan e-postada, kutlamanın nerede yapılacağı belirtilerek, "bir miktar içki var, ancak içkisini alıp gelen daha fazla ilgiye mazhar olacaktır" diye yazıldığı.<br />
<br />
Egemen Bağış düzeltirken bozdu<br />
Hürriyet gazetesinin konuya ilişkin haberiyle aynı gün, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'tan da yazılı bir açıklama geldi. Haberin kimi yönlerini doğrulayan ve söz konusu gelişmelerin yaşandığını söylediği Eylül 2006-Mart 2008 arası dönemin kendisinin Başmüzakerecilik görevine getirilmesinden önceye rastladığına vurgu yaparak sorumluluktan sıyrılmaya çalışan Bağış, suçu, fişleme ve sorgunun yaşandığı dönemde Başmüzakereci olan Ali Babacan'a yüklemiş oldu.<br />
<br />
Bağış'ın haberin hemen ardından yaptığı açıklama, her iki durumda da faturanın AKP'ye çıkacağını hesap edemediğini belgeledi.<br />
<br />
Egemen Bağış'ın açıklamasında, "hacker muhbir"in, ABGS çalışanlarının "Ergenekon" ile bağlantılı olduğu ve bu çalışanların kendisi tarafından terfi ettirildiği biçimindeki iddialarına haberde yer verilmesinin ve olaylar Bağış döneminde gerçekleşmiş gibi yansıtılmasının, Bağış'ın ve ABGS'nin yıpratılması amacına işaret ettiği ifade edildi.<br />
<br />
ABGS çalışanlarına sorgu: "AB'ye ve AKP'ye karşı mısınız? Ya içki?"<br />
Egemen Bağış'ın açıklamasında, çalışanlara ait olduğu iddia edilen e-postalardan ve haklarındaki suçlamalardan kurumun bir çalışanı değil, isimsiz-imzasız bir e-posta aracılığıyla haberdar olunduğu, iddialarla ilgili olarak kurum bünyesinde oluşturulan bir komisyon tarafından e-postalarda ismi geçen personelin savunmalarının alındığı ve ayrıca teknik inceleme yapıldığı, çalışanların bu e-posta mesajlarıyla herhangi bir ilgilerinin olmadığını beyan etmelerinin yanında teknik incelemeden de bir kanıt elde edilemediği, konuyla ilgili olarak Başbakanlık'tan kuruma herhangi bir resmi yazı gönderilmediği ileri sürüldü.<br />
<br />
"Ayrıca o dönemde kurumumuzda görev yapan, ancak bugün ait oldukları kurumda başka görevlere atanmış iki personele ilişkin iddialar da anılan kuruma iletilmiştir" ifadesi ise, ihbar "imzasız e-posta" ile gelse de, işin ne kadar sıkı tutulduğuna dair bir diğer önemli işaret oldu.<br />
<br />
ABGS çalışanlarına yönelik cadı avında Zaman'ın da parmağı var<br />
Gelişmeler, bugün Zaman gazetesinde çıkan bir köşe yazısı ile daha da ilginç bir hal aldı. Köşe yazarı Hüseyin Sümer'in yazdıkları, "hacker muhbir" ile temasta olunduğunu belgeledi.<br />
<br />
Kendisinin bir yıl önce konuyu gündeme taşıdığı halde ses getiremediğinden yakınan Sümer, "içeriden" aldığı oldukça açık olan bir "bilgi"yi şöyle duyurdu: "Kurumun içerisinde 'AB için çalış, AB'ye inanma' başlıklı yazım tartışılmış. Tekzip yayınlayalım diyenleri üst düzey bir yöneticinin, 'adam e-mailleri tek tek yayınlarsa ne yapacaksınız?' sözleri bu fikirden vazgeçirmiş."<br />
<br />
"Kurum içindeki gelişmeleri bir mektupla ilgili yerlere ulaştırdığı ileri sürülenleri 'muhbir' diye nitelemek, burada araştırma yapan müfettişlerin ise 'Ergenekoncu avı' yaptığını söylemek insafsızlık olmaz mı? Bizleri Avrupa Birliği'ne sokacak kişilerin AB karşıtı olmasına kimin gönlü razı olur?" diyen Sümer, konunun ele alınış biçiminden rahatsızlığını dile getirdi.<br />
<br />
Sümer, kendisine yine "içeriden" bildirildiği anlaşılan, ABGS çalışanları hakkındaki diğer iddiaları ise dikkat çekici bir bağlama yerleştirerek şu şekilde kaleme aldı:<br />
<br />
"AKP hakkında kapatma davasının açılacağı, Cumhuriyet mitinglerinin kol gezdiği günler. ABGS'nin üst düzey çalışanlarında hummalı e-mail trafiği yaşanır.<br />
<br />
"İddialara göre, bazı çalışanlar kurum içinde şampanya patlatır. Partinin kapatılacağının sevinç çığlıkları atılır. Hatta birbirleriyle yapılan görüşmelerde henüz Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı AKP ile ilgili dosyayı şekillendirmemişken iddianame hazırlıklarının 300'üncü sayfaya geldiği bile konuşulur.<br />
<br />
"Kurum içi resmi bilgisayar ağında Başbakan, bakan ve milletvekilleri hakkında ağza alınmayacak ifadelere yer verilir. Hatta başörtülü vatandaşlara yönelik galiz küfürlü karikatürler paylaşılır kurumun e-maillerinden.<br />
<br />
"En önemlisi de çalışanların Avrupa Birliği'ne karşı duruşudur: 'Başbakan'ın 23 Temmuz 2003'te imzaladığı pakette yer alan maddeler AB dayatması, manda ve himayeciliğe işarettir.' Kısacası Türkiye'yi AB'ye taşıyacak kurumun bazı çalışanları, AB'ye girmeyi manda ve himayecilikle eşdeğerde tutar."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Az miktarda şarap kadınları zayıflatıyor]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52364</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 21:32:37 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52364</guid>
			<description><![CDATA[ABD&#8217;de 20 bin kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre, şarap içmek zayıf kalmayı sağlıyor.<br />
<br />
Boston Kadın Hastalıkları Hastanesi&#8217;nde yapılan araştırmada, kadınlara içki alışkanlıkları soruldu. Yemeklerde birkaç kadeh şarap alan kadınların, incelenen grup içinde zaman içinde en az kilo alan kesim olduğu dikkat çekti.<br />
Bir teoriye göre, sürekli az miktarda şarap içenlerin karaciğerleri, alkol ile başa çıkabilmek için değişik bir yöntem geliştiriyor. Buna göre, karaciğer alkolü yağa çevirmeden ısıya dönüştürüyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ABD&#8217;de 20 bin kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre, şarap içmek zayıf kalmayı sağlıyor.<br />
<br />
Boston Kadın Hastalıkları Hastanesi&#8217;nde yapılan araştırmada, kadınlara içki alışkanlıkları soruldu. Yemeklerde birkaç kadeh şarap alan kadınların, incelenen grup içinde zaman içinde en az kilo alan kesim olduğu dikkat çekti.<br />
Bir teoriye göre, sürekli az miktarda şarap içenlerin karaciğerleri, alkol ile başa çıkabilmek için değişik bir yöntem geliştiriyor. Buna göre, karaciğer alkolü yağa çevirmeden ısıya dönüştürüyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[En fazla içkinin tüketildiği il..!]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52363</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 21:31:33 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52363</guid>
			<description><![CDATA[MEY'in CEO'su Galip Yorgancıoğlu en çok içki tüketilen il ve bölgeleri sıraladı...<br />
<br />
MEY İçki CEO&#8217;su Galip Yorgancıoğlu, Türkiye&#8217;de toplam alkol tüketiminin yüzde 40&#8217;nı Marmara Bölgesi&#8217;nde gerçekleştiğini açıkladı. <br />
<br />
Bloomberg HT&#8217;de yayınlanan &#8216;Ht Ekonomi Soruyor&#8221; programına katılan ve sektörle ilgili soruları yanıtlayan Yorgancıoğlu, alkol tüketimiyle ilgili açıklamalarına şöyle devam etti;<br />
<br />
MARMARA, EGE, AKDENİZ<br />
&#8220;Marmara bölgesini ardından, yüzde 30 ile en fazla tüketim Ege bölgesinde. Akdeniz&#8217;de ise mevsimine göre yüzde 10 ila 15 arasında değişiyor. İç Anadolu ve diğer bölgelerde ise yine mevsimine göre yüzde 10 ila 15 arasında bir tüketim potansiyeli var.&#8221;<br />
<br />
EDİRNE, TEKİRDAĞ, İZMİR<br />
İl bazında en fazla tüketimin sorulması üzerine Yorgancıoğlu&#8217;nun yanıtı ise şöyle oldu: &#8220;Trakya bölgesi önde. Edirne, Tekirdağ ve Lüleburgaz önde. Bunları İzmir izliyor.&#8221;<br />
<br />
KRİZ TÜKETİMİ DÜŞÜRDÜ<br />
Son dönemde artan ÖTV konusuna da değinen Yorgancıoğlu, vergi artışının bu yıl içki tüketimini olumsuz etkileyeceğini belirtti.  Yorgancıoğlu, son dönemde gece kulüplerinde artan tüketim etkisiyle votka tüketiminin yüzde 30 oranında arttığını söyledi. Yorgancıoğlu, Efes yöneticilerinin gündeme taşıdı mahalle baskısıyla kapanan bira bayileri konusunda ise ellerinde bir veri olmadığı için açıklama yapamayacaklarını ifade etti.<br />
<br />
o zman bende şerefe diyorum <img class="postimage" src="http://www.darkjuva.com/images/smilies/biggrin.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="zuaaa" title="zuaaa" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[MEY'in CEO'su Galip Yorgancıoğlu en çok içki tüketilen il ve bölgeleri sıraladı...<br />
<br />
MEY İçki CEO&#8217;su Galip Yorgancıoğlu, Türkiye&#8217;de toplam alkol tüketiminin yüzde 40&#8217;nı Marmara Bölgesi&#8217;nde gerçekleştiğini açıkladı. <br />
<br />
Bloomberg HT&#8217;de yayınlanan &#8216;Ht Ekonomi Soruyor&#8221; programına katılan ve sektörle ilgili soruları yanıtlayan Yorgancıoğlu, alkol tüketimiyle ilgili açıklamalarına şöyle devam etti;<br />
<br />
MARMARA, EGE, AKDENİZ<br />
&#8220;Marmara bölgesini ardından, yüzde 30 ile en fazla tüketim Ege bölgesinde. Akdeniz&#8217;de ise mevsimine göre yüzde 10 ila 15 arasında değişiyor. İç Anadolu ve diğer bölgelerde ise yine mevsimine göre yüzde 10 ila 15 arasında bir tüketim potansiyeli var.&#8221;<br />
<br />
EDİRNE, TEKİRDAĞ, İZMİR<br />
İl bazında en fazla tüketimin sorulması üzerine Yorgancıoğlu&#8217;nun yanıtı ise şöyle oldu: &#8220;Trakya bölgesi önde. Edirne, Tekirdağ ve Lüleburgaz önde. Bunları İzmir izliyor.&#8221;<br />
<br />
KRİZ TÜKETİMİ DÜŞÜRDÜ<br />
Son dönemde artan ÖTV konusuna da değinen Yorgancıoğlu, vergi artışının bu yıl içki tüketimini olumsuz etkileyeceğini belirtti.  Yorgancıoğlu, son dönemde gece kulüplerinde artan tüketim etkisiyle votka tüketiminin yüzde 30 oranında arttığını söyledi. Yorgancıoğlu, Efes yöneticilerinin gündeme taşıdı mahalle baskısıyla kapanan bira bayileri konusunda ise ellerinde bir veri olmadığı için açıklama yapamayacaklarını ifade etti.<br />
<br />
o zman bende şerefe diyorum <img class="postimage" src="http://www.darkjuva.com/images/smilies/biggrin.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="zuaaa" title="zuaaa" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[abd ve gizli güçlerin entrikalrı]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52362</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 11:34:13 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52362</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.facebook.com/video/video.php?v=153704966288&amp;ref=nf" target="_blank">http://www.facebook.com/video/video.php?...288&#x26;ref=nf</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.facebook.com/video/video.php?v=153704966288&amp;ref=nf" target="_blank">http://www.facebook.com/video/video.php?...288&ref=nf</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[:::İntihar Şaşırtıcı Bir Vakka:::]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52361</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 11:12:18 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52361</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.facebook.com/home.php?#!/video/video.php?v=103043159727627&amp;ref=nf" target="_blank">http://www.facebook.com/home.php?#!/vide...627&#x26;ref=nf</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.facebook.com/home.php?#!/video/video.php?v=103043159727627&amp;ref=nf" target="_blank">http://www.facebook.com/home.php?#!/vide...627&ref=nf</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[::::Can, Mal ve Din Güvenliğimizi TSKdan Hukumuzu Yargıdan Nasıl Koruyacağız:::]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52360</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 10:52:10 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52360</guid>
			<description><![CDATA[Tarihi, belgesel ve vakıa olarak bilindiği üzere; Türkiye ulus devleti &#8220;Cumhuriyet&#8221; adı altında, asker ve sivil bürokratların egemenliğinde oligarşik bir diktatörlük olarak yapılandırılmış ve halen bu yapısını ve bu yapılanmadan kaynaklanan çok boyutlu zulümlerini ısrarla sürdürmektedir. Bu oligarşinin merkezini ve destekçilerini, TSK, Yargı ve istihbarat üst bürokratları, laik-Kemalist-ulusalcı-statükocu siyasetçiler, TÜSİAD&#8217;da toplanmış kimi büyük sermayedarlar ve onların elindeki kartel medyası ile bir kısım yazar ve yöneticileri, üniversitelerde kadrolaşmış laik-Kemalist-ulusalcı bir kısım akademisyen ve kimi meslek odaları ile sendika ağaları oluşturmaktadır. İşte bu oligarşik diktatörler, halkı cahil ve güdülmesi gereken &#8220;karnını kaşıyan&#8221; güruh olarak görmüşler, aşağılayıp dışlamışlar, halkın İslami kimliğine ve değerlerine düşmanca bir tutumla geniş halk kitlelerini tehdit ve düşman ilan etmişlerdir. Halkın hak ve özgürlüklerini gasp edip, yok etmişler, sadece vergi verip, askerlik yapan köleler konumunda tutup, sürekli ezmiş ve sömürmüşlerdir. Üstelik despotça yaptıkları tüm baskıları, zulümleri, katliamları, sömürüleri, jakobence uygulamaya koydukları zorla dönüştürme ve sekülerleştirmeye dair, zihinlere yönelik ideolojik işgali, inkârı, asimilasyonu, tehciri, mecburi iskânı da içeren plan ve projelerini meşrulaştırmak için, ne yapmışlarsa &#8220;halka rağmen halk için&#8221; yaptıklarını iddia ede gelmişlerdir.<br />
<br />
İşte bu oligarşik sistem, İslam şeriatını tehdit ve düşman konumuna oturtup, ümmet bilincini dışlayarak ve hilafeti kaldırarak, laik batıcı Kemalizmi, Türk ulusalcılığını, pozitivizmi ve sekülerizmi içeren resmi ideolojiyi dinleştirip bütün topluma dayatınca; başlangıçta İslami kimlik, İslam hukuku/şeriatı, ümmet bilinci ve Müslüman halk ötekileştirilip, düşmanlaştırıldı. Tehdit ve tehlike algısında 1. sıraya oturtuldu. Evet böylece, ulusalcı resmi din olan Kemalizmin İslam düşmanı laiklik anlayışıyla Batının seküler değerleri kutsallaştırılarak, İslam şeriatı ve ümmet bilinci &#8220;irtica&#8221; olarak yaftalandı. Daha sonra bu tercihin kaçınılmaz sonucu olarak, Türk ulusalcısı resmi ideoloji önünde engel görülen Kürt kimliği, Kürt anadili de ötekileştirilip, düşman ve tehdit algısının 2. sırasına yerleştirildi. Sonuçta, sistemin ömrü sürekli bu iki kimlikten oluşturulan &#8220;iç düşman&#8221;a karşı savaşmakla ve bu savaş ortamında üretilen sorunlarla boğuşmakla geçti.<br />
<br />
Darbeler, Çeteler, İdeolojik Yargı ve Medya, Halkımıza Diktatörlerin Arzularına Boyun Eğdirmenin Aracı Olarak Kullanılmıştır<br />
<br />
Bu ülkede yaşayan halklara, bu halkların İslami kimliğine ve etnik kimliklerine düşmanlık üzerine kurulan oligarşik diktatörlük, kendisine iktidar ve rant sağlayan statükoyu sürekli kılabilmek, tahakkümünü sürdürebilmek amacıyla, esas itibariyle silahlı gücün askeri vesayet baskısını kullanmıştır. Halkın vergileriyle alınan silahları halka karşı kullanmaktan utanmamıştır. Zaman zaman yapılan darbeler, darbelere hazırlıkta kullanmak üzere oluşturduğu çeteler ve bunlar eliyle gerçekleştirdiği yargısız infazlar, &#8220;faili meşhur&#8221; cinayetler, halkı birbirine karşı düşmanlığa tahrik edip çatıştırma senaryoları çerçevesinde halk kitlelerine ve muhaliflere yönelik katliam provokasyonları gerçekleştirmekten de çekinmemiştir. Bunun yanında İstiklal mahkemelerinden bugüne yargı gücünü de, halkı oligarşinin arzu ve istekleri istikametinde hizaya sokmak, resmi ideolojiyi ve jakoben Batılılaştırma projelerini kabule zorlamak, uymayıp hak ve özgürlük talebinde ısrar edenleri de statükoya boyun eğdirmek için terbiye edici bir kırbaç gibi kullanmıştır.<br />
<br />
Darbeci, statükocu medya da, bütün bu yapılanların halk nezdinde tasvip edilmesini sağlamaya ve oligarşiye yönelecek tepkileri engellemeye yönelik yalan haberler yapmak, zulümleri, baskıları, yasakları normalleştirmeye, gerçekleri örtmeye çalışmak, andıçlara dayalı aldatıcı ve yönlendirici yayınlar yaparak, halkı oligarşinin istediği istikamette şekillendirmek misyonunu üstlenmiş bulunmaktadır. Aslında bütün bu güçler, kurumlar ve üretip destekledikleri hukuk dışı yapılanmalar hep birlikte, halkı köle konumunda tutmak ve zulme, sömürüye dayalı diktatörlüklerini sürdürmek için, adaleti, hukuku ve temel insan haklarını çıkar ve iktidarlarına kurban etmekten çekinmeyen bir azgınlık içindedirler.<br />
<br />
Oligarşi, kendisine güç ve çıkar sağlayan statükoyu korumak amacıyla, yeri geldiğinde askeri darbeleri, yeri geldiğinde yargı darbelerini devreye sokmakta, bu darbelere zemin hazırlamak için farklı halk kesimlerine yönelik katliamlar, suikastlar düzenlemek üzere çeteleri kullanmaktadır. Diğer yandan, halkın çocuklarını, zorunlu ideolojik eğitimle zihinlerini işgal edip öğüterek, kendi çıkarlarının bekçiliğini yaptıracağı itaatkâr vatandaşlar haline getirmeye, keyfi ve ideolojik yargı kararlarıyla da halkın önüne engeller koymaya, halkın çocuklarının temel haklardan eşit olarak istifadesinin önünü kesmeye özen göstermektedir.<br />
<br />
İşte Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay tarafından bu amaçla verilmiş, hukuk katliamı yapan onlarca keyfi ve ideolojik karar söz konusudur. Bu yargı kurumlarının üst karar organlarında tam bir ideolojik ve siyasi kadrolaşma temin edilmiş olup, kararlarında ideolojilerini belirleyici kılan bu tür yargıç ve savcılar, adaleti ve hukuku ayaklar altına almaktan çekinmeyen keyfi kararlara kolayca imza atabilmişler, maaşlarını veren halkın İslami kimliğine ve başörtüsüne karşı adeta savaşmışlardır. Devlet yapısındaki ve toplumdaki yozlaşmaya, ahlaki çürümeye ve yolsuzluklara dair davalar önlerine geldiği zaman ise, çoğunlukla yandaşlarını ilgilendirdiği için ya da zaten bu tür bir yozlaşmayı ilericilik olarak algıladıkları için, hep bu tür yozlaşma ve yolsuzluk faillerini koruyucu kararların altına imza atmışlardır. Bu sebeple, yolsuzlukları ayyuka çıkan 28 Şubat&#8217;çı başbakanlar, bakanlar, banka hortumcusu iş adamları, soygunun ortağı emekli generaller, fuhuş yaptığı için görevden alınan memurlar, katliam ve faili meşhur cinayet işleyen (Susurluk ve Şemdinli benzeri) çeteler, ya zaman aşımından istifade ettirilerek, ya suçsuz görülerek ya da uyduruk birçok gerekçe icat edilerek, ideolojik yandaşları olan yargıçlarca aklandılar, serbest kaldılar, görevlerine iade edildiler ya da hiç yargılanmadılar.<br />
<br />
Ama sıra İslami kimlik, İslami hayat tarzı ve bu bağlamda başörtüsüne geldiğinde, kaplan kesilen aynı yargıçlar, okulda açmak zorunda bırakıldığı için ancak sokakta başörtüsü takan öğretmenin görevden alınmasını, sokaktaki başörtülü görüntüsünün de &#8220;çocuklar için kötü örnek teşkil edeceği&#8221; aşağılayıcı gerekçesini öne sürerek onaylayabilmişlerdir. Üstelik bu bağnaz ideolojik kadrolar, kendi arkadaşlarını katleden katil çeteleri korumak ve İslami kimliğe darbe vurmak amacıyla, ideolojik yandaşlarının gerçekleştirdiği yine kendi içlerinden birilerine yönelik cinayetleri bile Müslümanların üstüne atıp, &#8220;irtica&#8221; yaygarası koparabilmişlerdir. Bu tür suikastların kendi ideolojik yandaşlarınca gerçekleştirildiği açıkça ispat edildikten sonra bile, ideolojik yandaş çeteleri savunucu ve hâlâ Müslümanları suçlayıcı mutaassıp tavırlarını sürdürebilecek kadar ideolojik bir bağnazlığı temsil etmektedirler.<br />
<br />
Türkiye&#8217;de Yargı, Askere Bağımlı, Resmi İdeolojiden Yana Taraftır<br />
<br />
Yargı üst kurumları, yargıç ve savcıların çoğunluğu, askere ve resmi ideolojiye bağımlı ve İslam&#8217;a karşı devlet ile ideolojisinden taraftırlar. Yargıç ve savcıların çoğunluğu bu bağlamda, hep adalete karşı ve zalimden, zulümden yana taraf olan ideolojik keyfi kararlara görev bilinciyle kolayca imza attılar. Bu görev bilinci, halka, halkın hak ve özgürlüğüne karşı mücadele veren oligarşik diktatörlüğün, statükodan iktidar ve çıkar devşiren hâkim sömürücü sınıf &#8220;beyaz Türkler&#8221;in ayrılmaz bir parçası ve resmi ideoloji çerçevesinde kendisine biçilen, köleleştirilmiş halkı &#8220;terbiye edici, hizaya sokucu kırbaç&#8221; olma misyonunun gereğini yerine getirme bilincidir. İşte bu askeri vesayete bağımlılık ve ideolojik tarafgirlikle, darbecilerin emriyle askeri garnizona birifing almaya koşabildiler ve darbecilerin hukuksuz, keyfi planlarını, darbe uygulamalarını utanmadan ayakta alkışlayabildiler. Brifingli yargı İstiklal mahkemelerinden itibaren hep askerci, darbeci oldu, hep darbecilerin hukuksuzluklarının aracı olarak kullanıldı. Adalet ve hukuku, devlete, resmi ideolojiye ve darbecilere, çetelere kurban etmekten çekinmediler.<br />
<br />
Sadece Danıştay&#8217;ın son hukuk cinayeti çerçevesinde verilecek bazı örnekler bile yargının bu tarafgir ve ideolojik konumunu ispat etmeye yetecektir.<br />
<br />
Diyarbakır Barosu, "Radyo ve Televizyon Yayınlarının Dili Hakkında Yönetmelik"in dördüncü maddesi ile beşinci maddesinin, iki, üç ve altıncı fıkralarının iptali istemiyle dava açıyor ve Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, baronun "Meşru, kişisel ve güncel bir menfaatinin etkilenmediği, dolayısıyla işlemle menfaat ilişkisi bulunmadığı anlaşıldığından dava açma ehliyeti bulunmadığı" yönünde karar veriyor. Aynı Danıştay, meslek liselilere üniversite kapılarını açan ve katsayı farkını kaldıran YÖK'ün kararına itiraz eden İstanbul Barosu'nun başvurusunu ise, &#8220;dava konusu uygulamanın hukuk düzeni üzerindeki etki ve sonuçları bakımından baroların anılan yasada belirlenen görevleri kapsamında menfaat ihlalinin varlığını&#8221; iddia ederek kabul etti. Yani Danıştay aynı konuda, Baro sisteme ve resmi ideolojiye muhalifse farklı, Baro darbeci resmi ideolojinin yandaşıysa farklı bir kararı kolayca verebilmekte, büyük bir keyfilikle açık ideolojik tutumlar sergileyebilmektedir.<br />
<br />
Yükseköğretim Kanunu&#8217;nun 45. maddesi 1983&#8217;deki hali ile yürürlükte bulunmasına rağmen üniversiteye girişteki sistem, 1983&#8217;ten 1999&#8217;a kadar eşit puan şeklinde yürürlükte kalmış ve YÖK darbecilerin emriyle 1999&#8217;da, katsayıdaki eşitliği kaldırmıştır. Bu adaletsizliğe itirazla açılan davalar üzerine Danıştay, bundan 5 ay önce verdiği kararda, kanun değişmeden katsayının meslek liseleri ve eşitlik aleyhine değiştirilmesine yönelik YÖK kararının &#8220;hukuka uygun&#8221; olduğunu söylemiştir. Danıştay 4 yıl önce de benzeri bir karar almış ve yine &#8220;Katsayının kaldırılması konusunda YÖK yetkilidir&#8221; demişti. Yani Danıştay, daha önce bir çok kararında ısrarla, katsayı düzenlemesi ve yeni bir sistem getirme yetkisinin açıkça YÖK&#8217;te olduğuna dikkat çekerek, &#8220;yeni bir katsayı belirleme ve hatta sınav sistemini değiştirme yetkisi, sadece YÖK&#8217;e aittir&#8221; demiş bulunuyor. Halbuki kanun değişmediğine ve 1999&#8217;a kadarki &#8220;eşit puan&#8221; uygulaması kanuna aykırı bulunmadığına göre, yeni YÖK kararıyla katsayı uygulaması getirilmesinin kanuna uygun bulunmaması gerekirdi. Şimdi YÖK, 1983&#8217;teki aynı kanuna dayanarak, 1999&#8217;a kadar fiilen uygulanan sisteme tekrar döndü ve katsayı uygulamasıyla getirilen eşitsizliğe son verdi. Danıştay ise, İstanbul Barosunun bu eşitlikçi karar aleyhinde açtığı hukuka aykırı ideolojik dava üzerine, yine daha önceki kararlarına zıt keyfi ve ideolojik bir karar vermiştir. Danıştay, ideolojik yandaşı olan önceki YÖK&#8217;ü &#8220;katsayı konusunda tam yetkili&#8221; kabul ederken, daha objektif ve eşitlikçi davranan yeni YÖK&#8217;ü bu konuda yetkisiz ilan edip, katsayı eşitliği sağlayan yeni YÖK kararının yürütmesini durdurma kararını verebilmiştir. Danıştay&#8217;ın birbiriyle çelişkili, hukukla asla bağdaşmayan her iki kararının da arka planında, Genelkurmay&#8217;ın yönlendirmesinin ve yargıçların ideolojik eğilimlerinin belirleyici rol oynadığı tartışmaya mahal vermeyecek kadar açıktır.<br />
<br />
Oligarşinin Merkezinde yer Alan Asker ve Yargı Bürokratlarının İslam&#8217;la Savaşı<br />
<br />
İşte bu derece çelişik ve aynı konuda birbirine bu kadar zıt kararların aynı Danıştay tarafından kolayca veriliyor olmasının temel sebebi, Danıştay&#8217;ın sadece hukuku esas alan, bağımsız ve tarafsız bir yargı kurumu olamamasıdır. Danıştay ve diğer üst yargı kurumları, ideolojik ve siyasi bir kadrolaşmanın kuşatmasıyla hukuk kurumları olmaktan çıkarılarak resmi ideolojinin ve askeri vesayet rejiminin keyfi, hukuksuz, yargısız infaz kurumları ve &#8220;irtica&#8221; kamuflajı altında İslam&#8217;a karşı tetikçileri haline getirilmişler.&#1605;&#1581;&#1605;&#1583;<br />
<br />
 28 Şubat darbe sürecinde, İHL&#8217;nin önünü kesmek amacıyla ideolojik YÖK tarafından getirilen katsayı eşitsizliğinin arkasında 28 Şubat darbesini yapan Genelkurmay&#8217;ın yer aldığı, 2. Başkan Org. Çevik Bir&#8217;in bu konuda tedbir alınması amacıyla YÖK&#8217;e yazılmış talimatının olduğu ortaya çıkmış bulunuyor. Aynı dönemde yargı da brifinglerle aynı istikamette yönlendirildiği için, bu adaletsiz ve hukuka da, yasaya da aykırı olan ideolojik YÖK kararının iptali için dava açanlar, Danıştay&#8217;ın &#8220;bu konuda YÖK yetkilidir, yapacak bir şey yoktur&#8221; içerikli ideolojik kararlarının yol açtığı hüsranla karşılaştılar. Daha objektif ve hukuka uygun davranma çabası içindeki yeni YÖK&#8217;ün bu büyük eşitsizliğe son verip de yeniden ilk 18 yıllık uygulamaya geri dönme kararı vermesi üzerine Genelkurmay&#8217;ın yine devreye girdiğini görüyoruz. 2. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanlığı, YÖK'ün katsayı düzenlemesinin ardından konuya ilişkin rapor hazırlamış bulunuyor. Kendisini hiç ilgilendirmeyen eğitimle ilgili bir konuda Genelkurmay sürekli mesai yapıyor ve Genelkurmay raporuyla darbe yandaşı İstanbul Barosunun açtığı davanın takibe alınıp yönlendirilmesi kararı alınıyor. Türkiye&#8217;de tevhidi tedrisat Yasası gereğince Askeri lisenin MEB&#8217;na, Harp Okullarının da YÖK&#8217;e bağlanması zarureti bulunduğu halde, müşriklerin acıkınca helvadan yaptıkları putları yemeleri gibi, kendi yasalarını bile kolayca çiğneyen ve silah bende istediğimi yaparım anlayışı sebebiyle MEB ve YÖK bu okullara karışamamakta, tam tersine yasal hiçbir yetkisi olmadığı halde Genelkurmay bütün sivil eğitime ideolojik çeki düzen vermeyi yıllardır sürdürmektedir.<br />
<br />
Böylece cunta kaynayan Genelkurmay ile darbe yandaşı Baronun ortak çabasıyla, brifingli ideolojik yargıdan, hukuku katleden, adaleti ideolojik çıkarlara kurban eden siyasi ve keyfi bir karar daha çıkıyor. Üstelik Genelkurmay&#8217;ın bu çabalarının ürünü olan İstihbarat Dairesi'nin belgesinde, Eğitim sisteminin gereği olarak sunulan farklı katsayı uygulamasının, "İmam Hatip Liselilerin önündeki katsayı engeli" olduğu açıkça itiraf ediliyor. Belgede ayrıca muhafazakârların kamusal alandaki varlığından duyulan rahatsızlık da çarpıcı bir başka itiraf olarak yer alıyor. Yani yıllar geçiyor, Genelkurmay Başkanları değişiyor, ama &#8220;irtica&#8221; yaftası altında İslam&#8217;a karşı mücadele değişmiyor, Müslümanlara adaletsizlik ve eşitsizlik dayatma konusundaki ısrar devam ediyor. Genelkurmay yargıyı bu amaçla yönlendirmeyi ısrarla sürdürüyor.<br />
<br />
TSK Cunta Kaynıyor, Tanklar Kayboluyor, Yolsuzluk İddiaları Had Safhada, Darbeciler, Çeteler TSK Tarafından korunuyor, YAŞ &#8220;İrtica&#8221;yla Savaşıyor<br />
<br />
Son yıllarda belgesel iddialar ardı ardına medyaya yansıdığı üzere TSK ve Genelkurmay karargâhı cuntacı, darbeci ve çete müntesipleri ile kaynıyor. TSK&#8217;nın topluma yansıyan görüntüsüne göre, orduyu adeta darbeci ve çeteler ele geçirmiş gibi görünüyor. Ülkenin her yanından, kara, deniz, nehir ve göllerden TSK&#8217;ya ait silahlar fışkırıyor. Önce en tepeden yalanlanıyor, sonra en tepedekini yalanlayan belge ve bilgiler ortaya çıkıyor. Bu silahların değişik halk kesimlerine karşı kullanılacağına, halkı birbirine düşürmek ve ülkede kaos çıkarmak amaçlı katliamlar, provokasyonlar gerçekleştirmek üzere kullanılacağına / kullanıldığına dair belgeler ve bilgiler ortaya çıkıp iddianamelerde yer alıyor. Halkın İslami kimliğini, değerlerini düşman ilan eden ordu mensuplarınca teşkil edilen illegal örgütlenmelerle, halka karşı psikolojik harp ve topyekun savaş planları uygulamaya konuluyor.<br />
<br />
İddialara göre, Kafes planı gibi en canice provokasyonlarla, yüzlerce çocuğun bir müzede toplanması ve topluca katledilmesi hedefleniyor ve bu vahşetin planlayıcıları arasında en üst seviyede general, amiral ve subaylar yer alabiliyor. Ülkedeki azınlık dinlerin müntesiplerine karşı alçakça suikastlar yapılarak Müslüman halkın üzerine atılması planlanıyor ve dış ülkeler nezdinde Türkiye hükümetinin zor durumda ve desteksiz bırakılması hedefleniyor. Ve tüm bu zalimce, gerçek anlamıyla haince planları ve kimi uygulamaları yapanlar, yıllardır halka karşı aynı bölme, çatıştırma, sonuçta kendi güç ve hegemonyalarını pekiştirme amaçlı kanlı provokasyonların altına imza atanlar, faili meşhur cinayetlerle, yargısız infazlarla on binlerce masum insanı katleden, asit kuyularına atan caniler hep aynı kurum içinden çıkıyor, aynı kurumca korunuyor ve susurluk ve Şemdinli&#8217;de olduğu gibi hep aynı yandaş ideolojik yargı tarafından serbest bırakılıyorlar. Basında yer alan bilgilere göre askeri yargı ise, ortaya çıkma ihtimali olan belgeleri yok etmekle ya da belgeleri sızdıranları takip etmekle meşgul bulunuyor. YAŞ ise, bunca belge ile suçları açıkça ortalığa dökülmüş, yargılanmakta olan, hatta tutuklanmış bulunan darbeci ve çeteci subayları bile ısrarla görevde tutmaya devam ederken, hâlâ &#8220;irtica&#8221; yaftası altında namaz kılan subayları ordudan atmayı sürdürüyor.<br />
<br />
Darbecilerin, cuntaların, çetelerin cirit attığı aynı kurum içinde, yolsuzluk iddiaları da ayyuka çıkmış bulunuyor. İdeolojik hukuksuzluk ve keyfilik, denetimsiz silahlı güç olmanın getirdiği azgınlık, müstağnilik, kaçınılmaz olarak her türlü yozlaşma, çürüme ve yolsuzluğu da birlikte üretiyor. Ve bu kurumu darbeciliği, çeteciliği ve de yolsuzlukları sebebiyle ne hükümet, ne TBMM denetleyebiliyor. Yargı ise, yandaş olmayı tercih ederek zaten kendisi de büyük oranda bu pisliklere yeterince batmış ve kokmuş bulunuyor. 28 Şubat darbesi için İsrail tarafından desteklenen generaller, bu ülkenin fakir halkının yaklaşık 700 milyon dolarını batmakta olan İsrail şirketine peşkeş çekerek, modernize etsin diye 160 adet tank ve bazı helikopterleri İsrail&#8217;e gönderiyorlar. Ödemeler yapılıyor, ancak modernize edilip geri verilmesi gereken tanklardan ve helikopterlerden 2003&#8217;ten beri haber yok. Halbuki o yıllarda yeni tankın fiyatı 3 milyon dolar civarında olduğu halde, eski tankların tamiri için terörist İsrail&#8217;e, sanki kardeşlerimizi daha fazla katletsinler diye, tank başına 5 milyon dolara yakın bir ödeme yapılıyor. Bunların ötesinde, denetimsizlik sebebiyle ortaya çıkarılamamış daha çok sayıda ve çok büyük boyutlarda yolsuzlukların olduğu iddia ediliyor.<br />
<br />
TSK&#8217;nın denetlenmesi bir yana, her yıl bütçeleri sorgusuz sualsiz alkışlarla kabul edilip, bir de TSK&#8217;ya şükran mesajı da gönderiliyor. Nede olsa ülkenin efendileri onlar, siyasiler ise, kendilerine biçilen, parya olan halkın seçtiği, asker ve yargı bürokratlarının elindeki tokmakla çaldıkları davulun hamallığını yapmakla ve onların yetkisiz icraatlarının faturalarını ödemekle yükümlü esirler konumunu içselleştirmiş bulunuyorlar. Daha yeni yeni siyasi iradenin kanlanıp canlanma emareleri gösterdiği ve asker bürokratların da hiç değilse görünürde hesap verir bir konuma doğru getirilmeye çalışıldığını gözlemliyoruz. Ama daha çok başlarda, daha çok yetersiz ve henüz sadece bir görüntü olmaktan öte geçebilmiş değil maalesef.<br />
<br />
Can, Mal ve Din Güvenliğimizi TSK&#8217;dan, Hukukumuzu ve Temel Haklarımızı Yargı&#8217;dan Nasıl Koruyacağız?<br />
<br />
Bütün bu belge ve bilgiler, bizzat şahit ve muhatap olduğumuz olaylar göstermektedir ki, bu ülkenin her yönden kuşatılmış, hak ve özgürlükleri yok edilerek köleleştirilmiş halkları olarak, İslami ve etnik kimliklerimizi, İslam şeriatını tehdit ve düşman ilan edip savaşan, işbirlikçiliğini yaptığı emperyalist devletlerin kültürünü dayatan bu oligarşik diktatörlüğün baskı, yasak, işkence, katliam, yargısız infaz, faili meşhur cinayet ve her türlü psikolojik harp ve provokasyonlarına muhatap kılınmış bulunmaktayız. Gerçekten Montesque&#8217;nün &#8220;az gelişmiş ülkeler kendi ordularının işgali altındadırlar&#8221; sözünü doğrularcasına, kendi halkına karşı psikolojik harpten ve silahlı savaşa kadar &#8220;topyekun savaş&#8221; halinde olan kadroları her şeye rağmen içinde barındırmakta, korumakta ısrarlı, uluslar arası emperyalist sermayeye de eklemlenmiş ve küresel kapitalizm içinde OYAK&#8217;la rol almış bir orduyla ve her şeye rağmen bu ordunun ve Kemalizm dininin bağımlısı, tarafgiri olan, bu uğurda hukuku ve adaleti katletmekten çekinmeyen ideolojik bir yargı ile karşı karşıyayız.<br />
<br />
Öylesine güvenlikten yoksun, öylesine bir diktatörlükçe kuşatılmış durumdayız ki, halk olarak temel haklarımız ve güvenliğimizle ilgili gündemimizin ilk maddelerini şu sorular teşkil etmektedir:<br />
<br />
1 &#8211; Canımızı, malımızı ve dinimizi (İslami kimlik ve haklarımızı), topyekun güvenliğimizi bu ideolojik ordunun hışmından, keyfiliklerinden, darbeci ve çetelerinin saldırı ve provokasyonlarından nasıl koruyacağız?<br />
<br />
2 &#8211; Hukukumuzu, İslami kimliğimizi, eğitim ve din özgürlüğümüz başta olmak üzere temel haklarımızı, ideolojik tarafgirlik ve askeri bağımlılıkla malul resmi ideoloji mutaassıbı yargıdan nasıl koruyacağız?<br />
<br />
3 &#8211; Bizden zorla alınan vergilerimizi, hepimize ait olan kamu mallarını, hazine kaynaklarını, hortumcu, soyguncu oligarşiden nasıl koruyacağız?<br />
<br />
Oligarşik Diktatörlük, Başından Beri İslami kimliğimizle, Allah&#8217;ın Şeriatıyla, Başörtümüzle Savaşıyor<br />
<br />
İslami eğitim hakkımız yok, yaygın eğitim ve ibadet mekânı camilerimiz resmi ideolojinin işgali altında, bizim vergilerimizle yapılan devlet okullarına İslami kimliğimizle başörtümüz ile girmemiz yasak, İHL&#8217;leri devletin laik eğitim kurumları olduğu halde, bir miktar dini bilgi veriliyor ve çocuklarımız kısmen Kur&#8217;an&#8217;la buluşuyor diye yıllardır baskı ve yasaklara muhatap kılınıyor, engellerle kuşatılıyorlar. Sırf yüzde 2,5 oranındaki İHL&#8217;nin önünü kesmek amacıyla, yüzde 7,5 oranındaki diğer meslek liseleri de bu düşmanlıktan etkileniyor ve aynı adaletsizliğin kurbanı oluyor. İdeolojik diktatörler, keyfi ve ideolojik karar ve uygulamaları dayatarak yüz binlerce gencin istikbaliyle, hayatıyla oynuyorlar.<br />
<br />
TSK, yargı ve eğitim basta olmak üzere, tüm devlet; insan hakları ve hukuk temelinde yeniden yapılandırılmadan sistem içi görece özgürlük de sağlanamaz. Mevcut asker ve sivil bürokratların, darbeci, çeteci ve bağnaz ideolojik olanları tasfiye, geri kalanlar da insan hakları ve hukuk eksenli rehabilitasyon programlarıyla terbiye edilmedikçe, sistem içi görece özgürleşmenin önünde en büyük engeli bu bürokratların oligarşik hâkimiyeti oluşturacaktır. Büyük halk desteği ile adalet ve özgürlük vaat ederek hükümet olanlar ise, maalesef koca 7 yılı boşa harcamışlardır. Bu temel konuda yeniden yapılanmayı ihmal ettikleri için, özgürlükler alanında hep adım atıp geri çekmişlerdir. Böylece, olumlu bir adım atarak halkı, geri adım atarak da oligarşiyi memnun edip vaziyeti idare etmişlerdir. Yargıyı ve TSK&#8217;yı, hiç değilse AB hukuku ve insan hakları eksenli yeniden yapılanmayla, hiç değilse fıtri erdemler ve vicdani adalet çizgisinde hizaya sokmayı sürekli erteleyenler, askeri darbe teşebbüslerine, muhtıralara muhatap olmakta ve yargı darbelerine boyun eğmek zorunda kalmaktadırlar. Eğitime görece özgürlük getiren ve 411 evet oyuyla geçen anayasa değişikliği dahi yürürlüğe konamamakta, Anayasa Mahkemesinin hukuk cinayetiyle TBMM&#8217;den yetki gaspı bile sineye çekilmekte, YÖK kararı da aynı sebeple korunamamaktadır.<br />
<br />
Adalet ve özgürlük vaat ederek hükümet olanlar işte bu beceriksizlikleri, ferasetsizlikleri, yüreksizlikleri ve halkın iradesini temsildeki zafiyetleri sebebiyle, bir türlü iktidar olamamakta, darbe süreçlerinde ikame edilen her alandaki zulümlerin sürmesine sebep olmaktadırlar. Hatta partilerinin sürekli kapatma tehdidi altında kalmasını engelleyecek hukuki değişiklikleri yapmaktan bile aciz kalmaktadırlar. Halk da TSK ve yargıdaki, kendisine ve İslami kimliğine, İslam şeriatına, İslami hayat tarzına karşı düşmanca mücadele eden, Müslümanca yaşama hakkını gasp eden bu asker ve sivil bürokratların maaşlarını ve kendisine yönelttikleri silahları, kurumları vergileriyle finanse ettiğinin bilinciyle hesap sormak makamında olduğunu hatırlamalı ve itiraz etmek üzere meydanları doldurmalıdır. Halkımız, bütün bu zulümleri yapan, İslami kimliğine düşmanlık eden asker ve yargı bürokratlarına vergilerini haram ettiğini meydanlarda haykırarak işe başlamalıdır. Evet, sayıları yüz binlerle ifade edilen meslek liseliler ve milyonları bulan aileleri neredeler? Bu kadar büyük haksızlığa, bu kadar açık düşmanlığa, keyfiliğe rağmen susanlar, hak ve özgürlüklerini asla elde edemezler.<br />
<br />
Bu sebeple, sistem içi görece adalet ve özgürleşmeye yönelik değişimi temsil ettiğini iddia eden siyasiler, bir an önce TSK, Yargı ve askeri sivil eğitimden başlayarak devleti insan hakları ve hukuk eksenli köklü bir yeniden yapılanmaya götürmeyi başarmalıdırlar. Aksi takdirde ciddi hiçbir özgürleşmeyi ve nispi bir adaleti bile tesis edemeyeceklerini bilmelidirler. Ayrıca TSK ve yargı içindeki darbeciliğe, cuntacılığa, çeteciliğe ve yoksuzluklara bulaşmış bütün kadrolar temizlenmelidir. Bu sebeple ordunun ve yargının üst kademelerinde kadro kalmayabileceği endişesi doğarsa, alt kademelerdeki hukuka ve insan haklarına saygılı kadrolar bir seferliğine terfi atlatılarak boşluk doldurulmalıdır.<br />
<br />
TSK ve yargı içindeki kadrolardan, ideolojik keyfiliklere, hukuksuzluklara, darbe ve çete faaliyetlerine, yolsuzluklara bulaşmamış olanlar da, bu temizlik için sorumlu davranıp, bildiklerini ifşa ederek ve kurumlarını da lekeleyen meslektaşlarına itiraz edip düzletmeye çalışmalı, suçluların ortaya çıkarılıp yargılanmasını, tasfiye edilmesini sağlayacak ve bu amaçla yeniden yapılandırmayı yürütecek olanlara yardımcı olmalıdırlar. Aksi takdirde kendilerinin de aynı pisliğin, zulmün sorumlusu olmaktan kurtulamayacaklarını bilmelidirler. Bütün bu zulümlerin muhatabı olan halklar da muhalefet bilinci kazanıp, vergi verdiklerini hesaba çekmek, sorgulamak ve haddini bildirmek kabiliyetini kazanmalıdırlar. Mazlum halklardan milyonlarca insan meydanları doldurup vergilerini harcayan bürokrat ve siyasilerden hesap sormalı, itiraz edip ıslah etmeyi becermelidirler.<br />
<br />
NOT; Rabbim izin verirse, bir sonraki yazımda &#8220;Hangisi Daha Fazla İslam Düşmanı ve Daha Şedit Zalimdir; Türkiye Oligarşisi mi, yoksa İsviçre mi?&#8221; başlığı altında konuyu sürdürmek istiyorum<br />
<br />
<br />
KAYNAK: FACEBOOK=Tevhid'in Aydınlığında Vahyin ışığında Kur'an eksenli bir hayat]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tarihi, belgesel ve vakıa olarak bilindiği üzere; Türkiye ulus devleti &#8220;Cumhuriyet&#8221; adı altında, asker ve sivil bürokratların egemenliğinde oligarşik bir diktatörlük olarak yapılandırılmış ve halen bu yapısını ve bu yapılanmadan kaynaklanan çok boyutlu zulümlerini ısrarla sürdürmektedir. Bu oligarşinin merkezini ve destekçilerini, TSK, Yargı ve istihbarat üst bürokratları, laik-Kemalist-ulusalcı-statükocu siyasetçiler, TÜSİAD&#8217;da toplanmış kimi büyük sermayedarlar ve onların elindeki kartel medyası ile bir kısım yazar ve yöneticileri, üniversitelerde kadrolaşmış laik-Kemalist-ulusalcı bir kısım akademisyen ve kimi meslek odaları ile sendika ağaları oluşturmaktadır. İşte bu oligarşik diktatörler, halkı cahil ve güdülmesi gereken &#8220;karnını kaşıyan&#8221; güruh olarak görmüşler, aşağılayıp dışlamışlar, halkın İslami kimliğine ve değerlerine düşmanca bir tutumla geniş halk kitlelerini tehdit ve düşman ilan etmişlerdir. Halkın hak ve özgürlüklerini gasp edip, yok etmişler, sadece vergi verip, askerlik yapan köleler konumunda tutup, sürekli ezmiş ve sömürmüşlerdir. Üstelik despotça yaptıkları tüm baskıları, zulümleri, katliamları, sömürüleri, jakobence uygulamaya koydukları zorla dönüştürme ve sekülerleştirmeye dair, zihinlere yönelik ideolojik işgali, inkârı, asimilasyonu, tehciri, mecburi iskânı da içeren plan ve projelerini meşrulaştırmak için, ne yapmışlarsa &#8220;halka rağmen halk için&#8221; yaptıklarını iddia ede gelmişlerdir.<br />
<br />
İşte bu oligarşik sistem, İslam şeriatını tehdit ve düşman konumuna oturtup, ümmet bilincini dışlayarak ve hilafeti kaldırarak, laik batıcı Kemalizmi, Türk ulusalcılığını, pozitivizmi ve sekülerizmi içeren resmi ideolojiyi dinleştirip bütün topluma dayatınca; başlangıçta İslami kimlik, İslam hukuku/şeriatı, ümmet bilinci ve Müslüman halk ötekileştirilip, düşmanlaştırıldı. Tehdit ve tehlike algısında 1. sıraya oturtuldu. Evet böylece, ulusalcı resmi din olan Kemalizmin İslam düşmanı laiklik anlayışıyla Batının seküler değerleri kutsallaştırılarak, İslam şeriatı ve ümmet bilinci &#8220;irtica&#8221; olarak yaftalandı. Daha sonra bu tercihin kaçınılmaz sonucu olarak, Türk ulusalcısı resmi ideoloji önünde engel görülen Kürt kimliği, Kürt anadili de ötekileştirilip, düşman ve tehdit algısının 2. sırasına yerleştirildi. Sonuçta, sistemin ömrü sürekli bu iki kimlikten oluşturulan &#8220;iç düşman&#8221;a karşı savaşmakla ve bu savaş ortamında üretilen sorunlarla boğuşmakla geçti.<br />
<br />
Darbeler, Çeteler, İdeolojik Yargı ve Medya, Halkımıza Diktatörlerin Arzularına Boyun Eğdirmenin Aracı Olarak Kullanılmıştır<br />
<br />
Bu ülkede yaşayan halklara, bu halkların İslami kimliğine ve etnik kimliklerine düşmanlık üzerine kurulan oligarşik diktatörlük, kendisine iktidar ve rant sağlayan statükoyu sürekli kılabilmek, tahakkümünü sürdürebilmek amacıyla, esas itibariyle silahlı gücün askeri vesayet baskısını kullanmıştır. Halkın vergileriyle alınan silahları halka karşı kullanmaktan utanmamıştır. Zaman zaman yapılan darbeler, darbelere hazırlıkta kullanmak üzere oluşturduğu çeteler ve bunlar eliyle gerçekleştirdiği yargısız infazlar, &#8220;faili meşhur&#8221; cinayetler, halkı birbirine karşı düşmanlığa tahrik edip çatıştırma senaryoları çerçevesinde halk kitlelerine ve muhaliflere yönelik katliam provokasyonları gerçekleştirmekten de çekinmemiştir. Bunun yanında İstiklal mahkemelerinden bugüne yargı gücünü de, halkı oligarşinin arzu ve istekleri istikametinde hizaya sokmak, resmi ideolojiyi ve jakoben Batılılaştırma projelerini kabule zorlamak, uymayıp hak ve özgürlük talebinde ısrar edenleri de statükoya boyun eğdirmek için terbiye edici bir kırbaç gibi kullanmıştır.<br />
<br />
Darbeci, statükocu medya da, bütün bu yapılanların halk nezdinde tasvip edilmesini sağlamaya ve oligarşiye yönelecek tepkileri engellemeye yönelik yalan haberler yapmak, zulümleri, baskıları, yasakları normalleştirmeye, gerçekleri örtmeye çalışmak, andıçlara dayalı aldatıcı ve yönlendirici yayınlar yaparak, halkı oligarşinin istediği istikamette şekillendirmek misyonunu üstlenmiş bulunmaktadır. Aslında bütün bu güçler, kurumlar ve üretip destekledikleri hukuk dışı yapılanmalar hep birlikte, halkı köle konumunda tutmak ve zulme, sömürüye dayalı diktatörlüklerini sürdürmek için, adaleti, hukuku ve temel insan haklarını çıkar ve iktidarlarına kurban etmekten çekinmeyen bir azgınlık içindedirler.<br />
<br />
Oligarşi, kendisine güç ve çıkar sağlayan statükoyu korumak amacıyla, yeri geldiğinde askeri darbeleri, yeri geldiğinde yargı darbelerini devreye sokmakta, bu darbelere zemin hazırlamak için farklı halk kesimlerine yönelik katliamlar, suikastlar düzenlemek üzere çeteleri kullanmaktadır. Diğer yandan, halkın çocuklarını, zorunlu ideolojik eğitimle zihinlerini işgal edip öğüterek, kendi çıkarlarının bekçiliğini yaptıracağı itaatkâr vatandaşlar haline getirmeye, keyfi ve ideolojik yargı kararlarıyla da halkın önüne engeller koymaya, halkın çocuklarının temel haklardan eşit olarak istifadesinin önünü kesmeye özen göstermektedir.<br />
<br />
İşte Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay tarafından bu amaçla verilmiş, hukuk katliamı yapan onlarca keyfi ve ideolojik karar söz konusudur. Bu yargı kurumlarının üst karar organlarında tam bir ideolojik ve siyasi kadrolaşma temin edilmiş olup, kararlarında ideolojilerini belirleyici kılan bu tür yargıç ve savcılar, adaleti ve hukuku ayaklar altına almaktan çekinmeyen keyfi kararlara kolayca imza atabilmişler, maaşlarını veren halkın İslami kimliğine ve başörtüsüne karşı adeta savaşmışlardır. Devlet yapısındaki ve toplumdaki yozlaşmaya, ahlaki çürümeye ve yolsuzluklara dair davalar önlerine geldiği zaman ise, çoğunlukla yandaşlarını ilgilendirdiği için ya da zaten bu tür bir yozlaşmayı ilericilik olarak algıladıkları için, hep bu tür yozlaşma ve yolsuzluk faillerini koruyucu kararların altına imza atmışlardır. Bu sebeple, yolsuzlukları ayyuka çıkan 28 Şubat&#8217;çı başbakanlar, bakanlar, banka hortumcusu iş adamları, soygunun ortağı emekli generaller, fuhuş yaptığı için görevden alınan memurlar, katliam ve faili meşhur cinayet işleyen (Susurluk ve Şemdinli benzeri) çeteler, ya zaman aşımından istifade ettirilerek, ya suçsuz görülerek ya da uyduruk birçok gerekçe icat edilerek, ideolojik yandaşları olan yargıçlarca aklandılar, serbest kaldılar, görevlerine iade edildiler ya da hiç yargılanmadılar.<br />
<br />
Ama sıra İslami kimlik, İslami hayat tarzı ve bu bağlamda başörtüsüne geldiğinde, kaplan kesilen aynı yargıçlar, okulda açmak zorunda bırakıldığı için ancak sokakta başörtüsü takan öğretmenin görevden alınmasını, sokaktaki başörtülü görüntüsünün de &#8220;çocuklar için kötü örnek teşkil edeceği&#8221; aşağılayıcı gerekçesini öne sürerek onaylayabilmişlerdir. Üstelik bu bağnaz ideolojik kadrolar, kendi arkadaşlarını katleden katil çeteleri korumak ve İslami kimliğe darbe vurmak amacıyla, ideolojik yandaşlarının gerçekleştirdiği yine kendi içlerinden birilerine yönelik cinayetleri bile Müslümanların üstüne atıp, &#8220;irtica&#8221; yaygarası koparabilmişlerdir. Bu tür suikastların kendi ideolojik yandaşlarınca gerçekleştirildiği açıkça ispat edildikten sonra bile, ideolojik yandaş çeteleri savunucu ve hâlâ Müslümanları suçlayıcı mutaassıp tavırlarını sürdürebilecek kadar ideolojik bir bağnazlığı temsil etmektedirler.<br />
<br />
Türkiye&#8217;de Yargı, Askere Bağımlı, Resmi İdeolojiden Yana Taraftır<br />
<br />
Yargı üst kurumları, yargıç ve savcıların çoğunluğu, askere ve resmi ideolojiye bağımlı ve İslam&#8217;a karşı devlet ile ideolojisinden taraftırlar. Yargıç ve savcıların çoğunluğu bu bağlamda, hep adalete karşı ve zalimden, zulümden yana taraf olan ideolojik keyfi kararlara görev bilinciyle kolayca imza attılar. Bu görev bilinci, halka, halkın hak ve özgürlüğüne karşı mücadele veren oligarşik diktatörlüğün, statükodan iktidar ve çıkar devşiren hâkim sömürücü sınıf &#8220;beyaz Türkler&#8221;in ayrılmaz bir parçası ve resmi ideoloji çerçevesinde kendisine biçilen, köleleştirilmiş halkı &#8220;terbiye edici, hizaya sokucu kırbaç&#8221; olma misyonunun gereğini yerine getirme bilincidir. İşte bu askeri vesayete bağımlılık ve ideolojik tarafgirlikle, darbecilerin emriyle askeri garnizona birifing almaya koşabildiler ve darbecilerin hukuksuz, keyfi planlarını, darbe uygulamalarını utanmadan ayakta alkışlayabildiler. Brifingli yargı İstiklal mahkemelerinden itibaren hep askerci, darbeci oldu, hep darbecilerin hukuksuzluklarının aracı olarak kullanıldı. Adalet ve hukuku, devlete, resmi ideolojiye ve darbecilere, çetelere kurban etmekten çekinmediler.<br />
<br />
Sadece Danıştay&#8217;ın son hukuk cinayeti çerçevesinde verilecek bazı örnekler bile yargının bu tarafgir ve ideolojik konumunu ispat etmeye yetecektir.<br />
<br />
Diyarbakır Barosu, "Radyo ve Televizyon Yayınlarının Dili Hakkında Yönetmelik"in dördüncü maddesi ile beşinci maddesinin, iki, üç ve altıncı fıkralarının iptali istemiyle dava açıyor ve Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, baronun "Meşru, kişisel ve güncel bir menfaatinin etkilenmediği, dolayısıyla işlemle menfaat ilişkisi bulunmadığı anlaşıldığından dava açma ehliyeti bulunmadığı" yönünde karar veriyor. Aynı Danıştay, meslek liselilere üniversite kapılarını açan ve katsayı farkını kaldıran YÖK'ün kararına itiraz eden İstanbul Barosu'nun başvurusunu ise, &#8220;dava konusu uygulamanın hukuk düzeni üzerindeki etki ve sonuçları bakımından baroların anılan yasada belirlenen görevleri kapsamında menfaat ihlalinin varlığını&#8221; iddia ederek kabul etti. Yani Danıştay aynı konuda, Baro sisteme ve resmi ideolojiye muhalifse farklı, Baro darbeci resmi ideolojinin yandaşıysa farklı bir kararı kolayca verebilmekte, büyük bir keyfilikle açık ideolojik tutumlar sergileyebilmektedir.<br />
<br />
Yükseköğretim Kanunu&#8217;nun 45. maddesi 1983&#8217;deki hali ile yürürlükte bulunmasına rağmen üniversiteye girişteki sistem, 1983&#8217;ten 1999&#8217;a kadar eşit puan şeklinde yürürlükte kalmış ve YÖK darbecilerin emriyle 1999&#8217;da, katsayıdaki eşitliği kaldırmıştır. Bu adaletsizliğe itirazla açılan davalar üzerine Danıştay, bundan 5 ay önce verdiği kararda, kanun değişmeden katsayının meslek liseleri ve eşitlik aleyhine değiştirilmesine yönelik YÖK kararının &#8220;hukuka uygun&#8221; olduğunu söylemiştir. Danıştay 4 yıl önce de benzeri bir karar almış ve yine &#8220;Katsayının kaldırılması konusunda YÖK yetkilidir&#8221; demişti. Yani Danıştay, daha önce bir çok kararında ısrarla, katsayı düzenlemesi ve yeni bir sistem getirme yetkisinin açıkça YÖK&#8217;te olduğuna dikkat çekerek, &#8220;yeni bir katsayı belirleme ve hatta sınav sistemini değiştirme yetkisi, sadece YÖK&#8217;e aittir&#8221; demiş bulunuyor. Halbuki kanun değişmediğine ve 1999&#8217;a kadarki &#8220;eşit puan&#8221; uygulaması kanuna aykırı bulunmadığına göre, yeni YÖK kararıyla katsayı uygulaması getirilmesinin kanuna uygun bulunmaması gerekirdi. Şimdi YÖK, 1983&#8217;teki aynı kanuna dayanarak, 1999&#8217;a kadar fiilen uygulanan sisteme tekrar döndü ve katsayı uygulamasıyla getirilen eşitsizliğe son verdi. Danıştay ise, İstanbul Barosunun bu eşitlikçi karar aleyhinde açtığı hukuka aykırı ideolojik dava üzerine, yine daha önceki kararlarına zıt keyfi ve ideolojik bir karar vermiştir. Danıştay, ideolojik yandaşı olan önceki YÖK&#8217;ü &#8220;katsayı konusunda tam yetkili&#8221; kabul ederken, daha objektif ve eşitlikçi davranan yeni YÖK&#8217;ü bu konuda yetkisiz ilan edip, katsayı eşitliği sağlayan yeni YÖK kararının yürütmesini durdurma kararını verebilmiştir. Danıştay&#8217;ın birbiriyle çelişkili, hukukla asla bağdaşmayan her iki kararının da arka planında, Genelkurmay&#8217;ın yönlendirmesinin ve yargıçların ideolojik eğilimlerinin belirleyici rol oynadığı tartışmaya mahal vermeyecek kadar açıktır.<br />
<br />
Oligarşinin Merkezinde yer Alan Asker ve Yargı Bürokratlarının İslam&#8217;la Savaşı<br />
<br />
İşte bu derece çelişik ve aynı konuda birbirine bu kadar zıt kararların aynı Danıştay tarafından kolayca veriliyor olmasının temel sebebi, Danıştay&#8217;ın sadece hukuku esas alan, bağımsız ve tarafsız bir yargı kurumu olamamasıdır. Danıştay ve diğer üst yargı kurumları, ideolojik ve siyasi bir kadrolaşmanın kuşatmasıyla hukuk kurumları olmaktan çıkarılarak resmi ideolojinin ve askeri vesayet rejiminin keyfi, hukuksuz, yargısız infaz kurumları ve &#8220;irtica&#8221; kamuflajı altında İslam&#8217;a karşı tetikçileri haline getirilmişler.&#1605;&#1581;&#1605;&#1583;<br />
<br />
 28 Şubat darbe sürecinde, İHL&#8217;nin önünü kesmek amacıyla ideolojik YÖK tarafından getirilen katsayı eşitsizliğinin arkasında 28 Şubat darbesini yapan Genelkurmay&#8217;ın yer aldığı, 2. Başkan Org. Çevik Bir&#8217;in bu konuda tedbir alınması amacıyla YÖK&#8217;e yazılmış talimatının olduğu ortaya çıkmış bulunuyor. Aynı dönemde yargı da brifinglerle aynı istikamette yönlendirildiği için, bu adaletsiz ve hukuka da, yasaya da aykırı olan ideolojik YÖK kararının iptali için dava açanlar, Danıştay&#8217;ın &#8220;bu konuda YÖK yetkilidir, yapacak bir şey yoktur&#8221; içerikli ideolojik kararlarının yol açtığı hüsranla karşılaştılar. Daha objektif ve hukuka uygun davranma çabası içindeki yeni YÖK&#8217;ün bu büyük eşitsizliğe son verip de yeniden ilk 18 yıllık uygulamaya geri dönme kararı vermesi üzerine Genelkurmay&#8217;ın yine devreye girdiğini görüyoruz. 2. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanlığı, YÖK'ün katsayı düzenlemesinin ardından konuya ilişkin rapor hazırlamış bulunuyor. Kendisini hiç ilgilendirmeyen eğitimle ilgili bir konuda Genelkurmay sürekli mesai yapıyor ve Genelkurmay raporuyla darbe yandaşı İstanbul Barosunun açtığı davanın takibe alınıp yönlendirilmesi kararı alınıyor. Türkiye&#8217;de tevhidi tedrisat Yasası gereğince Askeri lisenin MEB&#8217;na, Harp Okullarının da YÖK&#8217;e bağlanması zarureti bulunduğu halde, müşriklerin acıkınca helvadan yaptıkları putları yemeleri gibi, kendi yasalarını bile kolayca çiğneyen ve silah bende istediğimi yaparım anlayışı sebebiyle MEB ve YÖK bu okullara karışamamakta, tam tersine yasal hiçbir yetkisi olmadığı halde Genelkurmay bütün sivil eğitime ideolojik çeki düzen vermeyi yıllardır sürdürmektedir.<br />
<br />
Böylece cunta kaynayan Genelkurmay ile darbe yandaşı Baronun ortak çabasıyla, brifingli ideolojik yargıdan, hukuku katleden, adaleti ideolojik çıkarlara kurban eden siyasi ve keyfi bir karar daha çıkıyor. Üstelik Genelkurmay&#8217;ın bu çabalarının ürünü olan İstihbarat Dairesi'nin belgesinde, Eğitim sisteminin gereği olarak sunulan farklı katsayı uygulamasının, "İmam Hatip Liselilerin önündeki katsayı engeli" olduğu açıkça itiraf ediliyor. Belgede ayrıca muhafazakârların kamusal alandaki varlığından duyulan rahatsızlık da çarpıcı bir başka itiraf olarak yer alıyor. Yani yıllar geçiyor, Genelkurmay Başkanları değişiyor, ama &#8220;irtica&#8221; yaftası altında İslam&#8217;a karşı mücadele değişmiyor, Müslümanlara adaletsizlik ve eşitsizlik dayatma konusundaki ısrar devam ediyor. Genelkurmay yargıyı bu amaçla yönlendirmeyi ısrarla sürdürüyor.<br />
<br />
TSK Cunta Kaynıyor, Tanklar Kayboluyor, Yolsuzluk İddiaları Had Safhada, Darbeciler, Çeteler TSK Tarafından korunuyor, YAŞ &#8220;İrtica&#8221;yla Savaşıyor<br />
<br />
Son yıllarda belgesel iddialar ardı ardına medyaya yansıdığı üzere TSK ve Genelkurmay karargâhı cuntacı, darbeci ve çete müntesipleri ile kaynıyor. TSK&#8217;nın topluma yansıyan görüntüsüne göre, orduyu adeta darbeci ve çeteler ele geçirmiş gibi görünüyor. Ülkenin her yanından, kara, deniz, nehir ve göllerden TSK&#8217;ya ait silahlar fışkırıyor. Önce en tepeden yalanlanıyor, sonra en tepedekini yalanlayan belge ve bilgiler ortaya çıkıyor. Bu silahların değişik halk kesimlerine karşı kullanılacağına, halkı birbirine düşürmek ve ülkede kaos çıkarmak amaçlı katliamlar, provokasyonlar gerçekleştirmek üzere kullanılacağına / kullanıldığına dair belgeler ve bilgiler ortaya çıkıp iddianamelerde yer alıyor. Halkın İslami kimliğini, değerlerini düşman ilan eden ordu mensuplarınca teşkil edilen illegal örgütlenmelerle, halka karşı psikolojik harp ve topyekun savaş planları uygulamaya konuluyor.<br />
<br />
İddialara göre, Kafes planı gibi en canice provokasyonlarla, yüzlerce çocuğun bir müzede toplanması ve topluca katledilmesi hedefleniyor ve bu vahşetin planlayıcıları arasında en üst seviyede general, amiral ve subaylar yer alabiliyor. Ülkedeki azınlık dinlerin müntesiplerine karşı alçakça suikastlar yapılarak Müslüman halkın üzerine atılması planlanıyor ve dış ülkeler nezdinde Türkiye hükümetinin zor durumda ve desteksiz bırakılması hedefleniyor. Ve tüm bu zalimce, gerçek anlamıyla haince planları ve kimi uygulamaları yapanlar, yıllardır halka karşı aynı bölme, çatıştırma, sonuçta kendi güç ve hegemonyalarını pekiştirme amaçlı kanlı provokasyonların altına imza atanlar, faili meşhur cinayetlerle, yargısız infazlarla on binlerce masum insanı katleden, asit kuyularına atan caniler hep aynı kurum içinden çıkıyor, aynı kurumca korunuyor ve susurluk ve Şemdinli&#8217;de olduğu gibi hep aynı yandaş ideolojik yargı tarafından serbest bırakılıyorlar. Basında yer alan bilgilere göre askeri yargı ise, ortaya çıkma ihtimali olan belgeleri yok etmekle ya da belgeleri sızdıranları takip etmekle meşgul bulunuyor. YAŞ ise, bunca belge ile suçları açıkça ortalığa dökülmüş, yargılanmakta olan, hatta tutuklanmış bulunan darbeci ve çeteci subayları bile ısrarla görevde tutmaya devam ederken, hâlâ &#8220;irtica&#8221; yaftası altında namaz kılan subayları ordudan atmayı sürdürüyor.<br />
<br />
Darbecilerin, cuntaların, çetelerin cirit attığı aynı kurum içinde, yolsuzluk iddiaları da ayyuka çıkmış bulunuyor. İdeolojik hukuksuzluk ve keyfilik, denetimsiz silahlı güç olmanın getirdiği azgınlık, müstağnilik, kaçınılmaz olarak her türlü yozlaşma, çürüme ve yolsuzluğu da birlikte üretiyor. Ve bu kurumu darbeciliği, çeteciliği ve de yolsuzlukları sebebiyle ne hükümet, ne TBMM denetleyebiliyor. Yargı ise, yandaş olmayı tercih ederek zaten kendisi de büyük oranda bu pisliklere yeterince batmış ve kokmuş bulunuyor. 28 Şubat darbesi için İsrail tarafından desteklenen generaller, bu ülkenin fakir halkının yaklaşık 700 milyon dolarını batmakta olan İsrail şirketine peşkeş çekerek, modernize etsin diye 160 adet tank ve bazı helikopterleri İsrail&#8217;e gönderiyorlar. Ödemeler yapılıyor, ancak modernize edilip geri verilmesi gereken tanklardan ve helikopterlerden 2003&#8217;ten beri haber yok. Halbuki o yıllarda yeni tankın fiyatı 3 milyon dolar civarında olduğu halde, eski tankların tamiri için terörist İsrail&#8217;e, sanki kardeşlerimizi daha fazla katletsinler diye, tank başına 5 milyon dolara yakın bir ödeme yapılıyor. Bunların ötesinde, denetimsizlik sebebiyle ortaya çıkarılamamış daha çok sayıda ve çok büyük boyutlarda yolsuzlukların olduğu iddia ediliyor.<br />
<br />
TSK&#8217;nın denetlenmesi bir yana, her yıl bütçeleri sorgusuz sualsiz alkışlarla kabul edilip, bir de TSK&#8217;ya şükran mesajı da gönderiliyor. Nede olsa ülkenin efendileri onlar, siyasiler ise, kendilerine biçilen, parya olan halkın seçtiği, asker ve yargı bürokratlarının elindeki tokmakla çaldıkları davulun hamallığını yapmakla ve onların yetkisiz icraatlarının faturalarını ödemekle yükümlü esirler konumunu içselleştirmiş bulunuyorlar. Daha yeni yeni siyasi iradenin kanlanıp canlanma emareleri gösterdiği ve asker bürokratların da hiç değilse görünürde hesap verir bir konuma doğru getirilmeye çalışıldığını gözlemliyoruz. Ama daha çok başlarda, daha çok yetersiz ve henüz sadece bir görüntü olmaktan öte geçebilmiş değil maalesef.<br />
<br />
Can, Mal ve Din Güvenliğimizi TSK&#8217;dan, Hukukumuzu ve Temel Haklarımızı Yargı&#8217;dan Nasıl Koruyacağız?<br />
<br />
Bütün bu belge ve bilgiler, bizzat şahit ve muhatap olduğumuz olaylar göstermektedir ki, bu ülkenin her yönden kuşatılmış, hak ve özgürlükleri yok edilerek köleleştirilmiş halkları olarak, İslami ve etnik kimliklerimizi, İslam şeriatını tehdit ve düşman ilan edip savaşan, işbirlikçiliğini yaptığı emperyalist devletlerin kültürünü dayatan bu oligarşik diktatörlüğün baskı, yasak, işkence, katliam, yargısız infaz, faili meşhur cinayet ve her türlü psikolojik harp ve provokasyonlarına muhatap kılınmış bulunmaktayız. Gerçekten Montesque&#8217;nün &#8220;az gelişmiş ülkeler kendi ordularının işgali altındadırlar&#8221; sözünü doğrularcasına, kendi halkına karşı psikolojik harpten ve silahlı savaşa kadar &#8220;topyekun savaş&#8221; halinde olan kadroları her şeye rağmen içinde barındırmakta, korumakta ısrarlı, uluslar arası emperyalist sermayeye de eklemlenmiş ve küresel kapitalizm içinde OYAK&#8217;la rol almış bir orduyla ve her şeye rağmen bu ordunun ve Kemalizm dininin bağımlısı, tarafgiri olan, bu uğurda hukuku ve adaleti katletmekten çekinmeyen ideolojik bir yargı ile karşı karşıyayız.<br />
<br />
Öylesine güvenlikten yoksun, öylesine bir diktatörlükçe kuşatılmış durumdayız ki, halk olarak temel haklarımız ve güvenliğimizle ilgili gündemimizin ilk maddelerini şu sorular teşkil etmektedir:<br />
<br />
1 &#8211; Canımızı, malımızı ve dinimizi (İslami kimlik ve haklarımızı), topyekun güvenliğimizi bu ideolojik ordunun hışmından, keyfiliklerinden, darbeci ve çetelerinin saldırı ve provokasyonlarından nasıl koruyacağız?<br />
<br />
2 &#8211; Hukukumuzu, İslami kimliğimizi, eğitim ve din özgürlüğümüz başta olmak üzere temel haklarımızı, ideolojik tarafgirlik ve askeri bağımlılıkla malul resmi ideoloji mutaassıbı yargıdan nasıl koruyacağız?<br />
<br />
3 &#8211; Bizden zorla alınan vergilerimizi, hepimize ait olan kamu mallarını, hazine kaynaklarını, hortumcu, soyguncu oligarşiden nasıl koruyacağız?<br />
<br />
Oligarşik Diktatörlük, Başından Beri İslami kimliğimizle, Allah&#8217;ın Şeriatıyla, Başörtümüzle Savaşıyor<br />
<br />
İslami eğitim hakkımız yok, yaygın eğitim ve ibadet mekânı camilerimiz resmi ideolojinin işgali altında, bizim vergilerimizle yapılan devlet okullarına İslami kimliğimizle başörtümüz ile girmemiz yasak, İHL&#8217;leri devletin laik eğitim kurumları olduğu halde, bir miktar dini bilgi veriliyor ve çocuklarımız kısmen Kur&#8217;an&#8217;la buluşuyor diye yıllardır baskı ve yasaklara muhatap kılınıyor, engellerle kuşatılıyorlar. Sırf yüzde 2,5 oranındaki İHL&#8217;nin önünü kesmek amacıyla, yüzde 7,5 oranındaki diğer meslek liseleri de bu düşmanlıktan etkileniyor ve aynı adaletsizliğin kurbanı oluyor. İdeolojik diktatörler, keyfi ve ideolojik karar ve uygulamaları dayatarak yüz binlerce gencin istikbaliyle, hayatıyla oynuyorlar.<br />
<br />
TSK, yargı ve eğitim basta olmak üzere, tüm devlet; insan hakları ve hukuk temelinde yeniden yapılandırılmadan sistem içi görece özgürlük de sağlanamaz. Mevcut asker ve sivil bürokratların, darbeci, çeteci ve bağnaz ideolojik olanları tasfiye, geri kalanlar da insan hakları ve hukuk eksenli rehabilitasyon programlarıyla terbiye edilmedikçe, sistem içi görece özgürleşmenin önünde en büyük engeli bu bürokratların oligarşik hâkimiyeti oluşturacaktır. Büyük halk desteği ile adalet ve özgürlük vaat ederek hükümet olanlar ise, maalesef koca 7 yılı boşa harcamışlardır. Bu temel konuda yeniden yapılanmayı ihmal ettikleri için, özgürlükler alanında hep adım atıp geri çekmişlerdir. Böylece, olumlu bir adım atarak halkı, geri adım atarak da oligarşiyi memnun edip vaziyeti idare etmişlerdir. Yargıyı ve TSK&#8217;yı, hiç değilse AB hukuku ve insan hakları eksenli yeniden yapılanmayla, hiç değilse fıtri erdemler ve vicdani adalet çizgisinde hizaya sokmayı sürekli erteleyenler, askeri darbe teşebbüslerine, muhtıralara muhatap olmakta ve yargı darbelerine boyun eğmek zorunda kalmaktadırlar. Eğitime görece özgürlük getiren ve 411 evet oyuyla geçen anayasa değişikliği dahi yürürlüğe konamamakta, Anayasa Mahkemesinin hukuk cinayetiyle TBMM&#8217;den yetki gaspı bile sineye çekilmekte, YÖK kararı da aynı sebeple korunamamaktadır.<br />
<br />
Adalet ve özgürlük vaat ederek hükümet olanlar işte bu beceriksizlikleri, ferasetsizlikleri, yüreksizlikleri ve halkın iradesini temsildeki zafiyetleri sebebiyle, bir türlü iktidar olamamakta, darbe süreçlerinde ikame edilen her alandaki zulümlerin sürmesine sebep olmaktadırlar. Hatta partilerinin sürekli kapatma tehdidi altında kalmasını engelleyecek hukuki değişiklikleri yapmaktan bile aciz kalmaktadırlar. Halk da TSK ve yargıdaki, kendisine ve İslami kimliğine, İslam şeriatına, İslami hayat tarzına karşı düşmanca mücadele eden, Müslümanca yaşama hakkını gasp eden bu asker ve sivil bürokratların maaşlarını ve kendisine yönelttikleri silahları, kurumları vergileriyle finanse ettiğinin bilinciyle hesap sormak makamında olduğunu hatırlamalı ve itiraz etmek üzere meydanları doldurmalıdır. Halkımız, bütün bu zulümleri yapan, İslami kimliğine düşmanlık eden asker ve yargı bürokratlarına vergilerini haram ettiğini meydanlarda haykırarak işe başlamalıdır. Evet, sayıları yüz binlerle ifade edilen meslek liseliler ve milyonları bulan aileleri neredeler? Bu kadar büyük haksızlığa, bu kadar açık düşmanlığa, keyfiliğe rağmen susanlar, hak ve özgürlüklerini asla elde edemezler.<br />
<br />
Bu sebeple, sistem içi görece adalet ve özgürleşmeye yönelik değişimi temsil ettiğini iddia eden siyasiler, bir an önce TSK, Yargı ve askeri sivil eğitimden başlayarak devleti insan hakları ve hukuk eksenli köklü bir yeniden yapılanmaya götürmeyi başarmalıdırlar. Aksi takdirde ciddi hiçbir özgürleşmeyi ve nispi bir adaleti bile tesis edemeyeceklerini bilmelidirler. Ayrıca TSK ve yargı içindeki darbeciliğe, cuntacılığa, çeteciliğe ve yoksuzluklara bulaşmış bütün kadrolar temizlenmelidir. Bu sebeple ordunun ve yargının üst kademelerinde kadro kalmayabileceği endişesi doğarsa, alt kademelerdeki hukuka ve insan haklarına saygılı kadrolar bir seferliğine terfi atlatılarak boşluk doldurulmalıdır.<br />
<br />
TSK ve yargı içindeki kadrolardan, ideolojik keyfiliklere, hukuksuzluklara, darbe ve çete faaliyetlerine, yolsuzluklara bulaşmamış olanlar da, bu temizlik için sorumlu davranıp, bildiklerini ifşa ederek ve kurumlarını da lekeleyen meslektaşlarına itiraz edip düzletmeye çalışmalı, suçluların ortaya çıkarılıp yargılanmasını, tasfiye edilmesini sağlayacak ve bu amaçla yeniden yapılandırmayı yürütecek olanlara yardımcı olmalıdırlar. Aksi takdirde kendilerinin de aynı pisliğin, zulmün sorumlusu olmaktan kurtulamayacaklarını bilmelidirler. Bütün bu zulümlerin muhatabı olan halklar da muhalefet bilinci kazanıp, vergi verdiklerini hesaba çekmek, sorgulamak ve haddini bildirmek kabiliyetini kazanmalıdırlar. Mazlum halklardan milyonlarca insan meydanları doldurup vergilerini harcayan bürokrat ve siyasilerden hesap sormalı, itiraz edip ıslah etmeyi becermelidirler.<br />
<br />
NOT; Rabbim izin verirse, bir sonraki yazımda &#8220;Hangisi Daha Fazla İslam Düşmanı ve Daha Şedit Zalimdir; Türkiye Oligarşisi mi, yoksa İsviçre mi?&#8221; başlığı altında konuyu sürdürmek istiyorum<br />
<br />
<br />
KAYNAK: FACEBOOK=Tevhid'in Aydınlığında Vahyin ışığında Kur'an eksenli bir hayat]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İMF ile ipler koparıldı!]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52359</link>
			<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 03:15:29 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52359</guid>
			<description><![CDATA[<img class="postimage" src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/6174/10086174.gif" border="0" alt="[Resim: 10086174.gif&#93;" /> IMF, Türkiye'nin ekonomik şartlarının iyileştiğini belirterek, Türkiye ile olası bir kredi için yapılmakta olan stand-by görüşmelerin artık devam etmediğini açıkladı. IMF mayıs ayında Türkiye'ye rutin ziyaret için gelecek.<br />
<br />
<br />
IMF'den gelen bu açıklamanın piyasa tarafında önemli bir etkisi olmadığı görüldü. Uzmanlar, piyasanın her türlü senaryoya hazır olduğunu ve kısa vadede IMF açıklamasının etkili olmasını beklemediğini belirttiler. Ancak orta vadeye yönelik görüşler biraz daha karışık.<br />
<br />
<br />
Dolar IMF açıklamasının ardından 1.5360 TL'den el değiştirdi. Sonrasında ise çok hafif bir artışla 1.5395 TL'ye çıktı. Dolar dünkü kapanışta 1.5360 TL seviyesindeydi. <br />
Borsa ise güne düşüş eğilimi ile başladı. endeks açılışın ardından gelen satışlarla yüzde 0.8 değer yitirdi ve saat 10.05 itibariyle 52 bin 480 puandan işlem gördü. <br />
<br />
<br />
"YURTDIŞI BOZULURSA ETKİLER"<br />
<br />
IMF kararını hurriyet.com.tr'ye değerlendiren Orion Menkul Değerler Yönetim Kurulu Üyesi Murat Salar, IMF kararının kendisi için hiçbir şekilde sürpriz olmadığını söyledi. Görüşmelerin 1.5 yıldır sürdüğünü ve zaten olsa bu süre içerisinde olacağını söyleyen Salar, şöyle konuştu: <br />
<br />
"Bu karar kısa vadede piyasalar üzerinde büyük baskı yaratmaz. Ama şöyle bir risk var: IMF'siz Türkiye'nin 2010 büyümesi yüzde 4-4.5 civarında olacak. Yani IMF'nin olmaması büyümeyi olumsuz etkileyecek. Hesabın buna göre yapılması lazım.<br />
<br />
<br />
Açıklamanın iyi tarafı ise piyasa uzun süredir IMF anlaşması ile çalkalanıyordu. Artık bu işin günlük dalgalanmaya etkisi olmayacak."<br />
<br />
<br />
Hazine'nin ilk üç aydaki yoğun programını atlattığını ve açıklamanın bunun ardından gelmesinin görece daha iyi olduğunu belirten Salar, "Mesela bu haber Aralık ayında gelse daha kötü olurdu. Şu anda yurtdışı piyasalar da iyi olduğu için pek etkisi olmayacak. Ama dışarıda hava kötüleşirse daha negatif etkilerini görmeye başlarız. Sonuçta IMF şimdiye kadar bir koruma kalkanı idi. Ancak o kalkan artık yok" dedi. <br />
<br />
"BASKI ARTACAK"<br />
<br />
Toronto Dominio Bank işlemcisi Süha Yaygın da bu kararı herkesin malumun ilanı olarak yorumladığını belirtti. Yaygın, "Zaten insanların IMF anlaşmasının gerçekleşeceği yönündeki beklentileri çok azalmıştı. Piyasa birçok anlamda geri çekilmişti. Ama bu anlaşmanın olmaması Türkiye'yi etkilemeyeceği anlamına gelmiyor. Önümüzdeki dönemde Türk varlıkları üzerinde baskı artacak. Benim inancım biraz zor bir sürecin bizi beklediği yönünde" dedi. <br />
<br />
<br />
IMF RUTİN GÖRÜŞMEYE GELECEK<br />
<br />
IMF açıklamasında, bir heyetin Mayıs ayının ilk yarısında ekonominin yıllık gözden geçirilmesi kapsamında Türkiye'yi ziyaret edeceği belirtildi.<br />
Açıklamada, "Küresel ekonomide ve küresel finans piyasalarında devam etmekte olan iyileşme, Türk yetkililerince Orta Vadeli Program çerçevesinde uygulanmakta olan ekonomik politikalar ile birlikte, Türkiye'nin ekonomik görünümünü güçlendirmiştir" denildi.<br />
<br />
Gerçekleşecek ziyaret kapsamında, IMF heyetinin, Türk ekonomisini etkileyen en son gelişmeleri detaylarıyla değerlendireceğinin kaydedildiği açıklamada, heyetin, "Türk yetkililerle, görünüm ve kendilerinin politika planları hakkında görüş alışverişinde bulunacağı" ifade edildi.<br />
<br />
IMF Dış İlişkiler Direktörü Caroline Atkinson ise gazetecilerin soruları üzerine yaptığı açıklamada, yapılacak görüşmelerde olası bir standby kredisinin göndeme gelmeyeceğini, yaphılacak görüşmelerin Madde 4 kapsamında olacağını ifade etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img class="postimage" src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/6174/10086174.gif" border="0" alt="[Resim: 10086174.gif]" /> IMF, Türkiye'nin ekonomik şartlarının iyileştiğini belirterek, Türkiye ile olası bir kredi için yapılmakta olan stand-by görüşmelerin artık devam etmediğini açıkladı. IMF mayıs ayında Türkiye'ye rutin ziyaret için gelecek.<br />
<br />
<br />
IMF'den gelen bu açıklamanın piyasa tarafında önemli bir etkisi olmadığı görüldü. Uzmanlar, piyasanın her türlü senaryoya hazır olduğunu ve kısa vadede IMF açıklamasının etkili olmasını beklemediğini belirttiler. Ancak orta vadeye yönelik görüşler biraz daha karışık.<br />
<br />
<br />
Dolar IMF açıklamasının ardından 1.5360 TL'den el değiştirdi. Sonrasında ise çok hafif bir artışla 1.5395 TL'ye çıktı. Dolar dünkü kapanışta 1.5360 TL seviyesindeydi. <br />
Borsa ise güne düşüş eğilimi ile başladı. endeks açılışın ardından gelen satışlarla yüzde 0.8 değer yitirdi ve saat 10.05 itibariyle 52 bin 480 puandan işlem gördü. <br />
<br />
<br />
"YURTDIŞI BOZULURSA ETKİLER"<br />
<br />
IMF kararını hurriyet.com.tr'ye değerlendiren Orion Menkul Değerler Yönetim Kurulu Üyesi Murat Salar, IMF kararının kendisi için hiçbir şekilde sürpriz olmadığını söyledi. Görüşmelerin 1.5 yıldır sürdüğünü ve zaten olsa bu süre içerisinde olacağını söyleyen Salar, şöyle konuştu: <br />
<br />
"Bu karar kısa vadede piyasalar üzerinde büyük baskı yaratmaz. Ama şöyle bir risk var: IMF'siz Türkiye'nin 2010 büyümesi yüzde 4-4.5 civarında olacak. Yani IMF'nin olmaması büyümeyi olumsuz etkileyecek. Hesabın buna göre yapılması lazım.<br />
<br />
<br />
Açıklamanın iyi tarafı ise piyasa uzun süredir IMF anlaşması ile çalkalanıyordu. Artık bu işin günlük dalgalanmaya etkisi olmayacak."<br />
<br />
<br />
Hazine'nin ilk üç aydaki yoğun programını atlattığını ve açıklamanın bunun ardından gelmesinin görece daha iyi olduğunu belirten Salar, "Mesela bu haber Aralık ayında gelse daha kötü olurdu. Şu anda yurtdışı piyasalar da iyi olduğu için pek etkisi olmayacak. Ama dışarıda hava kötüleşirse daha negatif etkilerini görmeye başlarız. Sonuçta IMF şimdiye kadar bir koruma kalkanı idi. Ancak o kalkan artık yok" dedi. <br />
<br />
"BASKI ARTACAK"<br />
<br />
Toronto Dominio Bank işlemcisi Süha Yaygın da bu kararı herkesin malumun ilanı olarak yorumladığını belirtti. Yaygın, "Zaten insanların IMF anlaşmasının gerçekleşeceği yönündeki beklentileri çok azalmıştı. Piyasa birçok anlamda geri çekilmişti. Ama bu anlaşmanın olmaması Türkiye'yi etkilemeyeceği anlamına gelmiyor. Önümüzdeki dönemde Türk varlıkları üzerinde baskı artacak. Benim inancım biraz zor bir sürecin bizi beklediği yönünde" dedi. <br />
<br />
<br />
IMF RUTİN GÖRÜŞMEYE GELECEK<br />
<br />
IMF açıklamasında, bir heyetin Mayıs ayının ilk yarısında ekonominin yıllık gözden geçirilmesi kapsamında Türkiye'yi ziyaret edeceği belirtildi.<br />
Açıklamada, "Küresel ekonomide ve küresel finans piyasalarında devam etmekte olan iyileşme, Türk yetkililerince Orta Vadeli Program çerçevesinde uygulanmakta olan ekonomik politikalar ile birlikte, Türkiye'nin ekonomik görünümünü güçlendirmiştir" denildi.<br />
<br />
Gerçekleşecek ziyaret kapsamında, IMF heyetinin, Türk ekonomisini etkileyen en son gelişmeleri detaylarıyla değerlendireceğinin kaydedildiği açıklamada, heyetin, "Türk yetkililerle, görünüm ve kendilerinin politika planları hakkında görüş alışverişinde bulunacağı" ifade edildi.<br />
<br />
IMF Dış İlişkiler Direktörü Caroline Atkinson ise gazetecilerin soruları üzerine yaptığı açıklamada, yapılacak görüşmelerde olası bir standby kredisinin göndeme gelmeyeceğini, yaphılacak görüşmelerin Madde 4 kapsamında olacağını ifade etti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Obama'dan Osmanlı'ya hakaret..]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52358</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 21:37:55 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52358</guid>
			<description><![CDATA[<img class="postimage" src="http://images.ihlassondakika.com/Clipboard01%286375%29.jpg" border="0" alt="[Resim: Clipboard01%286375%29.jpg&#93;" /> ABD Başkanı Barack Obama, Yunanistan Bağımsızlık Günü dolaysıyla Beyaz Saray'da özel bir resepsiyon verdi.<br />
<br />
ABD Başkanı Barack Obama, Yunanistan Bağımsızlık Günü dolaysıyla Beyaz Saray'da özel bir resepsiyon verdi. Sözde Ermeni soykırımı oylaması sırasında takındığı tutum nedeniyle Türkiye'nin tepkisini çeken Obama, Osmanlı'dan bağımsızlığı getiren kanlı Yunan isyanını 'demokrasinin beşiğinde demokrasiyi yeniden temin etmek için verilen mücadele' olarak tanımladı.<br />
<br />
Resepsiyonda konuşan Yunan Ortodoks Kilisesi'nin Amerika Başpiskoposu Demetrios da, Osmanlı ordusunu acımasız olarak niteledi.<br />
<br />
Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, Amerika ziyaretinin ikinci gününde ABD Başkanı Obama ile Beyaz Saray'da bir araya geldi. Basına kapalı olarak gerçekleştirilen görüşmenin ardından yine Beyaz Saray'da Yunanistan'ın Bağımsızlık Günü dolaysıyla bir resepsiyon verildi. Resepsiyona, Obama ve eşi Michelle Obama'nın yanı sıra Yunan Başbakanı, din adamları, bazı kongre üyeleri ve çok sayıda davetli katıldı.<br />
Obama'nın Asya gezisi dolaysıyla öne alınan resepsiyonda konuşan Papandreu, ekonomik krizi atlatmak için ne gerekiyorsa yapma sözü verdi. ABD Başkanı'na Balkanlarda istikrarın temini, Kıbrıs sorunun çözümü ve Türk-Yunan ilişkilerinin güçlendirilmesi gibi konularda verdiği destekten dolayı teşekkür eden Papandreu, "Yunanistan, her türlü zorbalık ve baskı yönetimine karşı ortak adalet arayışında ve dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirebilmek için, Amerika'nın yanında yer almaya devam edecektir." diye konuştu.<br />
<br />
"ACIMASIZ OSMANLI ORDUSU"<br />
<br />
Papandreu'dan sonra konuşan Yunan Ortodoks Kilisesi'nin Amerika Başpiskoposu Demetrios ise kanlı Yunan isyanını överek, 'sıradan insanları olağanüstü savaş planlayıcıları haline getiren, Osmanlı'nın deneyimli kumandanlarını yenen zekaya' teşekkür etti. Demetrios şöyle konuştu: "Yüzyıllar boyunca kudretli ve acımasız Osmanlı İmparatorluğu'nun işgali altında yaşadıktan sonra, zorlukla bir araya gelmiş devrimci Yunanlıların sayısı, büyük ve iyi organize olmuş Osmanlı askerlerinin karşısında çok azdı, silahımız yoktu ve bazı Avrupa ülkeleri bize düşmanca tepkiler veriyordu. Tüm bunlara rağmen, 1821'in kahramanları imkansızı başardı. Büyük bir imparatorluğu yenerek 4 asır boyunca yabancı hükmü altında yaşadıktan sonra yeni bağımsız Yunanistan'ı kurmayı başardılar."<br />
<br />
EKÜMENİK PATRİKHANE<br />
<br />
Obama'ya din özgürlüğü ve Ekünemik patrikhanenin var olma hakkını desteklediği ve bu desteği görevinin ilk yılında sürekli olarak dile getirdiği için teşekkür eden Demetrios, geçen seneki kutlamalar sırasında, Kıbrıs'ın birliği ve Makedonya'nın adı gibi hala çözüm bekleyen sorunların halledilmesine yönelik Obama'ya verdikleri sözleri yenilediklerini dile getirdi.<br />
<br />
KANLI YUNAN İSYANINA OBAMA ÖVGÜSÜ<br />
<br />
Obama ise konuşmasında hakkındaki sözlerinden dolayı Başpiskopos Demetrios'a teşekkür etti. Yunan isyanını öven Obama, "189 yıl önce başka bir piskopos, dağlardaki bir manastırda ağaya kalktı, Yunan bayrağını eline alarak bağımsızlık ilan etti ve demokrasinin beşiğinde yeniden demokrasiyi temin etmek için mücadeleye başladı. (Burada) sadece kısa bir anı kutlamayacağız aynı zamanda Yunanistan ve halkını tanımlayan o ruhu da hatırlayacağız." dedi.<br />
<br />
189 yıl önce Amerikalı Yunanlıların okyanusu aşarak Yunan bağımsızlık savaşına katıldıklarını vurgulayan Obama, günümüzde de iki ülke arasındaki ilişkilerin halen güçlü olduğunu belirtti. Obama, "Başbakan Papandreu buradayken Yunanistan'ın, güvenlik ve bölgesel istikrar alanında yaptıklarına, Kıbrıs'ta kalıcı barış çabalarına ve Başbakan'ın Türkiye ile ilişkileri geliştirmek için gösterdiği kişisel çabalara teşekkür etmeme izin verin. Liderliğiniz için teşekkür ederiz." diye konuştu.<br />
<br />
YUNAN İSYANI<br />
<br />
Yunanlıların Bağımsızlık Savaşı olarak adlandırdığı isyan 1821 yılında başladı. Binlerce sivil Türkün öldürüldüğü isyan Yunanlılara bağımsızlık getirdi. Yunanlılar, Osmanlı idaresi altında bağımsızlığını ilk elde eden halk oldu. Osmanlı'nın dağılmasında ayrı bir role sahip olan isyan sırasında, ele geçirilen yerlerde Türklere karşı kitlesel katliamlar yapıldı. Tripolis şehrinde 30 bin, Navarin'de de 3 bin Türk, kadın-çocuk ve erkek katledildi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img class="postimage" src="http://images.ihlassondakika.com/Clipboard01%286375%29.jpg" border="0" alt="[Resim: Clipboard01%286375%29.jpg]" /> ABD Başkanı Barack Obama, Yunanistan Bağımsızlık Günü dolaysıyla Beyaz Saray'da özel bir resepsiyon verdi.<br />
<br />
ABD Başkanı Barack Obama, Yunanistan Bağımsızlık Günü dolaysıyla Beyaz Saray'da özel bir resepsiyon verdi. Sözde Ermeni soykırımı oylaması sırasında takındığı tutum nedeniyle Türkiye'nin tepkisini çeken Obama, Osmanlı'dan bağımsızlığı getiren kanlı Yunan isyanını 'demokrasinin beşiğinde demokrasiyi yeniden temin etmek için verilen mücadele' olarak tanımladı.<br />
<br />
Resepsiyonda konuşan Yunan Ortodoks Kilisesi'nin Amerika Başpiskoposu Demetrios da, Osmanlı ordusunu acımasız olarak niteledi.<br />
<br />
Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, Amerika ziyaretinin ikinci gününde ABD Başkanı Obama ile Beyaz Saray'da bir araya geldi. Basına kapalı olarak gerçekleştirilen görüşmenin ardından yine Beyaz Saray'da Yunanistan'ın Bağımsızlık Günü dolaysıyla bir resepsiyon verildi. Resepsiyona, Obama ve eşi Michelle Obama'nın yanı sıra Yunan Başbakanı, din adamları, bazı kongre üyeleri ve çok sayıda davetli katıldı.<br />
Obama'nın Asya gezisi dolaysıyla öne alınan resepsiyonda konuşan Papandreu, ekonomik krizi atlatmak için ne gerekiyorsa yapma sözü verdi. ABD Başkanı'na Balkanlarda istikrarın temini, Kıbrıs sorunun çözümü ve Türk-Yunan ilişkilerinin güçlendirilmesi gibi konularda verdiği destekten dolayı teşekkür eden Papandreu, "Yunanistan, her türlü zorbalık ve baskı yönetimine karşı ortak adalet arayışında ve dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirebilmek için, Amerika'nın yanında yer almaya devam edecektir." diye konuştu.<br />
<br />
"ACIMASIZ OSMANLI ORDUSU"<br />
<br />
Papandreu'dan sonra konuşan Yunan Ortodoks Kilisesi'nin Amerika Başpiskoposu Demetrios ise kanlı Yunan isyanını överek, 'sıradan insanları olağanüstü savaş planlayıcıları haline getiren, Osmanlı'nın deneyimli kumandanlarını yenen zekaya' teşekkür etti. Demetrios şöyle konuştu: "Yüzyıllar boyunca kudretli ve acımasız Osmanlı İmparatorluğu'nun işgali altında yaşadıktan sonra, zorlukla bir araya gelmiş devrimci Yunanlıların sayısı, büyük ve iyi organize olmuş Osmanlı askerlerinin karşısında çok azdı, silahımız yoktu ve bazı Avrupa ülkeleri bize düşmanca tepkiler veriyordu. Tüm bunlara rağmen, 1821'in kahramanları imkansızı başardı. Büyük bir imparatorluğu yenerek 4 asır boyunca yabancı hükmü altında yaşadıktan sonra yeni bağımsız Yunanistan'ı kurmayı başardılar."<br />
<br />
EKÜMENİK PATRİKHANE<br />
<br />
Obama'ya din özgürlüğü ve Ekünemik patrikhanenin var olma hakkını desteklediği ve bu desteği görevinin ilk yılında sürekli olarak dile getirdiği için teşekkür eden Demetrios, geçen seneki kutlamalar sırasında, Kıbrıs'ın birliği ve Makedonya'nın adı gibi hala çözüm bekleyen sorunların halledilmesine yönelik Obama'ya verdikleri sözleri yenilediklerini dile getirdi.<br />
<br />
KANLI YUNAN İSYANINA OBAMA ÖVGÜSÜ<br />
<br />
Obama ise konuşmasında hakkındaki sözlerinden dolayı Başpiskopos Demetrios'a teşekkür etti. Yunan isyanını öven Obama, "189 yıl önce başka bir piskopos, dağlardaki bir manastırda ağaya kalktı, Yunan bayrağını eline alarak bağımsızlık ilan etti ve demokrasinin beşiğinde yeniden demokrasiyi temin etmek için mücadeleye başladı. (Burada) sadece kısa bir anı kutlamayacağız aynı zamanda Yunanistan ve halkını tanımlayan o ruhu da hatırlayacağız." dedi.<br />
<br />
189 yıl önce Amerikalı Yunanlıların okyanusu aşarak Yunan bağımsızlık savaşına katıldıklarını vurgulayan Obama, günümüzde de iki ülke arasındaki ilişkilerin halen güçlü olduğunu belirtti. Obama, "Başbakan Papandreu buradayken Yunanistan'ın, güvenlik ve bölgesel istikrar alanında yaptıklarına, Kıbrıs'ta kalıcı barış çabalarına ve Başbakan'ın Türkiye ile ilişkileri geliştirmek için gösterdiği kişisel çabalara teşekkür etmeme izin verin. Liderliğiniz için teşekkür ederiz." diye konuştu.<br />
<br />
YUNAN İSYANI<br />
<br />
Yunanlıların Bağımsızlık Savaşı olarak adlandırdığı isyan 1821 yılında başladı. Binlerce sivil Türkün öldürüldüğü isyan Yunanlılara bağımsızlık getirdi. Yunanlılar, Osmanlı idaresi altında bağımsızlığını ilk elde eden halk oldu. Osmanlı'nın dağılmasında ayrı bir role sahip olan isyan sırasında, ele geçirilen yerlerde Türklere karşı kitlesel katliamlar yapıldı. Tripolis şehrinde 30 bin, Navarin'de de 3 bin Türk, kadın-çocuk ve erkek katledildi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ankara'da patlayıcı yüklü kamyon..]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52356</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 20:44:21 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52356</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.samanyoluhaber.com/h_399689_iste-o-kamyon---video.html" target="_blank">http://www.samanyoluhaber.com/h_399689_i...video.html</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.samanyoluhaber.com/h_399689_iste-o-kamyon---video.html" target="_blank">http://www.samanyoluhaber.com/h_399689_i...video.html</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şarap ne kadar süre yıllandırılabilir/eskitilebilir ? (Şarabın yaşam süresi)]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52354</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 18:39:26 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52354</guid>
			<description><![CDATA[Şarap, hemen bozulmayan, uzunca bir süre saklanabilen bir içecektir.<br />
<br />
Fiziksel, kimyasal ve biyolojik kurallar, şarap içinde geçerlidir.  Yapıldıktan sonra olgunlaşmaya başlayan ve belli bir süre sonra en iyi içim durumuna ulaşan şarap, daha sonra yavaş yavaş kalitesinden kaybetmeye başlar ve en sonunda da bozulur. Bütün bu aşamalar, şarabına göre farklı sürelerde gerçekleşir. Bu farklı zaman dilimlerini, değişik şaraplarda gözleyebilmek, her şarapsevere büyük bir keyif verir.<br />
<br />
Örnek: Almanların ünlü Riesling üzümlerinden yapılan beyaz şaraplar, yüksek asiditesi sayesinde oldukça uzun bir yaşam sürer.<br />
Şarabın yaşam süresi (ne kadar bir süre saklanabileceği)- kabaca<br />
kaliteli şaraplar<br />
	az asitli<br />
yeterli veya fazla asitli 	1 - 3 yıl<br />
2 yıl veya daha fazla]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Şarap, hemen bozulmayan, uzunca bir süre saklanabilen bir içecektir.<br />
<br />
Fiziksel, kimyasal ve biyolojik kurallar, şarap içinde geçerlidir.  Yapıldıktan sonra olgunlaşmaya başlayan ve belli bir süre sonra en iyi içim durumuna ulaşan şarap, daha sonra yavaş yavaş kalitesinden kaybetmeye başlar ve en sonunda da bozulur. Bütün bu aşamalar, şarabına göre farklı sürelerde gerçekleşir. Bu farklı zaman dilimlerini, değişik şaraplarda gözleyebilmek, her şarapsevere büyük bir keyif verir.<br />
<br />
Örnek: Almanların ünlü Riesling üzümlerinden yapılan beyaz şaraplar, yüksek asiditesi sayesinde oldukça uzun bir yaşam sürer.<br />
Şarabın yaşam süresi (ne kadar bir süre saklanabileceği)- kabaca<br />
kaliteli şaraplar<br />
	az asitli<br />
yeterli veya fazla asitli 	1 - 3 yıl<br />
2 yıl veya daha fazla]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şarabın anavatanı Anadolu]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52353</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 18:38:24 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52353</guid>
			<description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Latin Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erendiz Özbayoğlu, dünyada bağcılık ve şarapçılığın tarihinin Anadolu&#8217;da başladığını belirterek, "Neolitik dönemde Anadolu&#8217;da asma yetiştiriciliğinin yapıldığı 40&#8217;a yakın bölge tespit edildi" dedi.<br />
<br />
Özbayoğlu, Nevşehir&#8217;in merkez ilçeye bağlı Nar Beldesi&#8217;ndeki Peri Tower Otel&#8217;de, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından düzenlenen "Türkiye 5. Bağcılık ve Şarapçılık Sempozyumu"nda yaptığıkonuşmada, bağcılık ve şarapçılığın tarihinin Anadolu&#8217;da Neolitik döneme kadar uzandığını bildirdi.<br />
<br />
"Vitis Vinifera" olarak adlandırılan asma türünün, Neolitik dönemde Kafkaslar&#8217;dan Trakya&#8217;ya kadar uzanan bölgede yetiştirildiğinin saptandığını kaydeden Özbayoğlu, şunları söyledi:"Anadolu&#8217;da bağcılığın tarihi incelenirken Nuh ve Dionysos mitolojilerine göz atmakta yarar vardır. Bunların ışığında elde edilen bilgilere göre, bal ile beslenen ve balla yapılan içkileri içen ilkçağ insanları, daha sonra üzüm ile beslenmiş ve üzümü kaya oyuklarına bastırıp şarap üretmişlerdir. Neolitik dönemde Anadolu&#8217;da asma yetiştiriciliğinin yapıldığı 40&#8217;a yakın bölge tespit edildi. Kapsamlı bir araştırma ile bu sayı daha da artırılabilir."<br />
<br />
Elde edilen bilimsel verilere göre, asma üzümleri ile şarapçılık alanındaki ilk çalışmaların İzmir, Manisa, Çanakkale ve Antalya yöreleri ile Karadeniz Bölgesi&#8217;nde yoğunlaştığını ifade eden Özbayoğlu, şarapların, üretildiği bölgelerin ismini aldığını ve Anadolu&#8217;da tarih öncesi çağlarda Maron Prammneios, Klazomenai, Hippodamantios, Telmossos, Katekekaumenites, Megols, Narperkenes, Mesogites ve Protropos isimli şarapların üretildiğini belirtti.<br />
<br />
Anadolu&#8217;da yaşayan ilkçağ insanlarının şarabı sadece damak zevki için değil, sağlık için de içtiğine dikkati çeken Prof. Dr. Özbayoğlu, hazmı kolaylaştırması ve beden gücünü artıran etkisinin, şarabın yaygın şekilde kullanılmasını sağladığını bildirdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Latin Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erendiz Özbayoğlu, dünyada bağcılık ve şarapçılığın tarihinin Anadolu&#8217;da başladığını belirterek, "Neolitik dönemde Anadolu&#8217;da asma yetiştiriciliğinin yapıldığı 40&#8217;a yakın bölge tespit edildi" dedi.<br />
<br />
Özbayoğlu, Nevşehir&#8217;in merkez ilçeye bağlı Nar Beldesi&#8217;ndeki Peri Tower Otel&#8217;de, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından düzenlenen "Türkiye 5. Bağcılık ve Şarapçılık Sempozyumu"nda yaptığıkonuşmada, bağcılık ve şarapçılığın tarihinin Anadolu&#8217;da Neolitik döneme kadar uzandığını bildirdi.<br />
<br />
"Vitis Vinifera" olarak adlandırılan asma türünün, Neolitik dönemde Kafkaslar&#8217;dan Trakya&#8217;ya kadar uzanan bölgede yetiştirildiğinin saptandığını kaydeden Özbayoğlu, şunları söyledi:"Anadolu&#8217;da bağcılığın tarihi incelenirken Nuh ve Dionysos mitolojilerine göz atmakta yarar vardır. Bunların ışığında elde edilen bilgilere göre, bal ile beslenen ve balla yapılan içkileri içen ilkçağ insanları, daha sonra üzüm ile beslenmiş ve üzümü kaya oyuklarına bastırıp şarap üretmişlerdir. Neolitik dönemde Anadolu&#8217;da asma yetiştiriciliğinin yapıldığı 40&#8217;a yakın bölge tespit edildi. Kapsamlı bir araştırma ile bu sayı daha da artırılabilir."<br />
<br />
Elde edilen bilimsel verilere göre, asma üzümleri ile şarapçılık alanındaki ilk çalışmaların İzmir, Manisa, Çanakkale ve Antalya yöreleri ile Karadeniz Bölgesi&#8217;nde yoğunlaştığını ifade eden Özbayoğlu, şarapların, üretildiği bölgelerin ismini aldığını ve Anadolu&#8217;da tarih öncesi çağlarda Maron Prammneios, Klazomenai, Hippodamantios, Telmossos, Katekekaumenites, Megols, Narperkenes, Mesogites ve Protropos isimli şarapların üretildiğini belirtti.<br />
<br />
Anadolu&#8217;da yaşayan ilkçağ insanlarının şarabı sadece damak zevki için değil, sağlık için de içtiğine dikkati çeken Prof. Dr. Özbayoğlu, hazmı kolaylaştırması ve beden gücünü artıran etkisinin, şarabın yaygın şekilde kullanılmasını sağladığını bildirdi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şarabın Tarihi]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52352</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 18:37:21 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52352</guid>
			<description><![CDATA[Ben Dionysus...Kutsal dansların; ilahi mistisizmin; ölümle yaşamın ve şarabın tanrısıyım...Bazen ıssız kumsallar dingindir ruhum; ve çoğu, siz ölümlülerin hayalinin de ötesinde, en korkunç tayfunun ölümü fısıldayan sesi kadar korkuncum. Ah Euripedes, korkak Euripedes, bana en kibar diyen, beni en çok korkunç bulan, ne çok özlemişim seni..."<br />
<br />
"Are we winning the wines war?"; geçtiğimiz haftalarda Amerika'nın en saygın ekonomi gazetelerinden birinin (Financial Times) ilk sayfasında büyük puntolarla şu yazıyordu: Şarap savaşlarını kazanıyor muyuz? Gerçekten de yazarın uslubu, Bordeaux'dan anlattıkları, CNN'in körfez savaşı muhabirlerini hatırlatıyordu insana. Son 20 yıldır dünya mutfakları arasındaki kıyasıya süren savaş, son dönemlerde şaraplara sıçradı. Önce California ve Bordeaux birbirine girdi. Arkadan Güney Afrika ve Avustralya şarapları sahneye çıkarak biz de varız dediler; derken İtalyan, Şili; şimdi de Bulgar şarapları...Şarabın en güzelini üretebilecek çeşitlilikte ve güzellikte üzümler, bu üzümlerin büyüyüp olgunlaşacağı uçsuz bucaksız verimli ovalarla dolu Anadolu. Peki şarabın şampiyonlar ligi denince Anadolu ya da Türkiye neden akla gelmiyor?<br />
<br />
"Ben Dionysus paradoksun tanrısıyım...Ben paranın iki yüzüyüm...Ben beklenmeyenim...Boğa bakışlarımdan ve boynuzlarımdan korkar insanlar, ama ben onları çok seviyorum. Sırf onlar mutlu olsun diye şiiri getirdim dünyaya, dramayı, trajediyi öğrettim. Ve en çoğundan şarabı keşfettim. Şarap...Onsuz aşk olmazdı. Aşksız insan yok olmaya mahkumdur. Nasıl yaşanır ki sevgisiz ben hiç anlamadım..."<br />
Aslında Anadolu, şarabın iki-üç vatanından birisi. Bu topraklarda neredeyse 5000 yıldır üzüm var, bağ var, şarap var...<br />
<br />
Alacahöyük'de MÖ 3000 yılından altın şarap kadehi ve güğümü, Kültepe'de MÖ 1750'den Koçbaşı şeklindeki içki testisi Anadolu'da şaraba dair bulunan en eski izler. Boğazköy'deki kazılarda ortaya çıkan Hitit tabletlerinde şarabın dini ritueller ve günlük hayattaki yeri anlatılıyor. Yine Konya, Ereğli ilçesine bağlı İvriz'de bulunan büyük taş kabartma üzerinde feyz ve bereket ilahı Tarhu, sağ elinde üzüm salkımlı asma dalı, sol elinde buğday başakları ile görünür. Tanrının karşısında yer alan küçük insan figürü de Hitit Kralı Varpalavas'tır. Tanrı Tarhu, iki elini birleştirerek bereket dileyen Varpalavas'a elindeki en değerli yiyecekleri sunar; üzüm ve buğday...<br />
<br />
Anadolu'nun sahillerinde yaşayan gemici ve tüccar Fenikeliler şarabı Ege adalarına,Yunanistan'a taşıyıp büyük kazançlar elde ettiler. Fenikeliler, dipleri sivri uçlu amphoralarını gemilerinin alt bölümündeki (salma) kum içine yanyana yerleştirip kolaylıkla taşıyorlardı. Bugün sualtı arkeologlarının sahillerimizde buldukları amphoralar çoğunlukla bu dönemin batıklarından çıkmıştır. Her ne kadar Yunan medeniyetinde Baküs'ün varlığı şarabın anavatanı olarak Ion yarımadasına işaret etse bile, Hititler Anadolu'da MÖ3000 yıllarında, Yunanlılardan en az 1000 yıl önce yaygın olarak şarap ve bağcılık yapıyorlardı. Hititleri takiben Anadolu'da şarap ve bağcılık daha da yaygınlaşmıştır.<br />
"Olympus'un 12 büyük tanrısından biriyim. Ve en korkulanıyım...Ben hayatım; ben hareketim; ben dinamizmim; ben hayatı güzel yapan herşeyim...Apollo'nun mantığı ve gerçekliği mi? Sükunet mi? Durup düşünmek mi? Güldürmeyin beni...Ben deliliğin en ucundayım, ben deliliğin sınırıyım. Kızmayın hemen, bir düşünsenize; bugün, ya delilik olmasaydı, acaba burada olur muydunuz, sesime kulak verebilir miydiniz...?"<br />
<br />
Peki ya Türkler Anadolu'ya gelmeden önce şarabı biliyorlar mıydı? Evet... Dr. Altay Yavuzeser naklediyor: Eski Türklerde Göktanrı şarabı takdis ettiğinden, bağın ve şarabın bulunduğu yere kötü ruhların girmediği kabul olunurdu. Yeni doğan çocuklar için, düğününde açılmak üzere bir küp şarap gömülürdü.<br />
Kaşgarlı Mahmud, 11. Yüzyılda Divanu Lügati Türk adlı eserinde Türk boylarının, çocuklarının dahi şarap içtiğini söyler.<br />
<br />
İslamiyet'in kabulü ile şarap yasaklandıysa da Hayyam'dan Mevlana'ya dek tasavvufçular şaraba methiyeler düzmüşlerdir. Nedim, 17. Yüzyılda şu dizelerle methiyeler düzüyordu şaraba:<br />
"Haddeden geçmiş nezaket yal ü bal olmuş sana,<br />
Mey süzülmüş şişeden ruhgar-I al olmuş sana ."<br />
(İncelik haddeden geçmiş,boy pos olmuş sana, Sırça kaptan şarap süzülmüş, kırmızı yanak olmuş sana.)<br />
<br />
Çok mu beğenmişim kendimi? Ee...Zeus'un oğluyum...<br />
Ah çapkın babam...Gene bir gün Olympos'daki tanrı işlerinden sıkılmış,dünyaya inmiş, Hera'nın dırdırından kaçmak için. Bir ormana girmiş gezerken, yüreğinin sesi miymiş acaba onu o ormana sokan, yoksa babamdan da büyük bir güç müymüş bilmiyorum ama iyi ki de girmiş. Dalgın dinlerken ormanın binbir sesini annemi görmüş. Güzel Semele...Hiçbir ölümlü dili yetmez onu betimlemeye, tüm diller susar o şarkı söylerken; ve tarihin, benim bile bilmediğim kadar kadim tarihin en güzel sesleri yankılanır o konuşurken, karanlıklar hapsolur ışığa, geceyse güne karışır..."<br />
<br />
Yine içki dahil birçok yasağın kol gezdiği IV. Murad döneminde, sultanın şarabı kendisine yasaklamadığı biliniyor. Tanzimat döneminde Anadolu'da şarapçılık tekrar gelişiyor. Fransa'daki Floksera (asma hastalığı)nedeni ile sadece İzmir'den 7 milyon litre şarap ihraç olunuyor. 1913 senesinde 42 milyon litrelik üretim, savaş arifesi için ilginç bir ilginç bir rekor olmuştur. Cumhuriyetle birlikte gerek devlet (Tekel İdaresi) gerekse özel sektör yeni bir atağa geçer.<br />
<br />
"Ve gönlünü çalmış babam güzeller güzeli annemi. Annemse ilk defa aşık olmuş o gün, hem de aşkların en güzeliyle, en durusuyla. Aşkının büyüsüyle bana hamile kalmış o gün.<br />
Ama Hera...Ah kıskanç Hera aramızda kalsın Pan bile sevmez Hera'yı; babamıysa nasıl tavladığı hala bir sır, hakkında yüzlerce dedikodu türetilmiş ve hala türetilmeye devam edilen bir gizemdir Olympos'da...Arada bir zaman geçmiş, babamın çapkınlığı, Selene'nin güzelliği ta Olympos'a kadar gelmiş. Hera'nın kulakları Olympos'daki her dedikoduyu duyar hele bir de kendi işin içindeyse. Dedikoduları duyan Hera, tez dünyaya atmış kendini. Bir hemşire kılığında annemin karşısına çıkmış. Ve zavallı annemiyse kandırması hiç zor olmamış. Zeus'tan tüm gücünü göstermesini istemesini söylemiş aynı Hera'ya gösterdiği gibi. 'Sana aşıksa gösterir' demiş. Dünyalar güzeli annem inanmış ona. Ee, Hera bu, tüm hilelerin, tüm oyunların, tüm dalaverelerin tanrısı, annemse, her ne kadar Olympos'un en yakışıklı adamının kalbini çalsa da yalnız bir ölümlüymüş o zamanlar..."<br />
Son 5 yıldır Türk Şarapçılığı ise 5000 yıllık şarap mirasına yakışır atılımlar içinde. Özellikle Gelibolu-Çanakkale çevresindeki girişimler gelecek vaad ediyor. Bunların öncüsü, Türkiye'nin Fransız üzümlerinden üretilmiş ilk varietal/monocépage şarabı Sarafin. Gönül istiyor ki böyle girişimler çoğalsın ve Anadolu şarabı dünya vitrininde hakettiği yeri alsın.<br />
<br />
Ve Zeus'un tanrısal ateşi Selene'yi aşağıdaki dünyaya indirdi. Zeus omuzlarından, bir üzüm salkımı içinden doğdum ben. Boğa boynuzlarımda yılanlar oynaşıyordu doğduğumda. Sonra Hermes beni, Hera'nın gazabından korumak için teyzem Ino'ya verdi. Bana kız giysileri giydirip, kız gibi büyüttüler beni, sırf Hera bulamasın diye izimi."<br />
<br />
Sevgilinin güzeli gül, içkinin güzeli şarap kokar...Bazen şairlere ilham, bazen tablolara renk olmuştur şarap. Plutharc'a göre içkilerin en faydalısı, ilaçların en tatlısı ve yemeklerin en lezzetlisidir şarap; Sokrat'a göre; çok güzel ama dozu kaçırılmadan içilmesi gereken bir içkidir şarap; Hipokrat'a göre su ile karıştırılınca başağrısına, sindirim bozukluklarına, siyatiğe, ve ödeme iyi gelen bir ilaçtır şarap;Büyük doktor İbni Sina ayda iki kere sarhoş olmanın yararı olacağını savunmuştur; kimyacı Louis Pasteur'se şarabın en iyi ve sağlıklı içki olduğunu vurgulamıştır.<br />
<br />
"Ve büyüdüm...Hera'nın yalan gözleri bana hiç zarar veremedi. Belki babamdan korkmuştur aramaktan vazgeçmiştir;hiçbirşeyden korkmaz öyle kolay kolay ama... Belki de onca entrikanın içinde unutmuştur beni.<br />
... Ve sonra yolculuklara çıkmaya başladım. Yarı insan yarı tanrı ben -babam sağolsun türümün tek örneği değilim - dünyayı gezmeye başladım; o, çok sevdiğim insanları tanıdım. Kabaran okyanusları gördüm, şiddeti tanıdım;savaşın ardından ağıt yakan kadınların sesine kulak verdim, acıyı ve merhameti öğrendim; gün doğmadan balığa çıktım Ege'nin sularında, sabretmeyi öğrendim; nice savaşlar gördüm, Arşipel'in yıkılışından Truva Zaferi'ne değin, ölümü, ölümün gözündeki korkuyu gördüm; hayvanlarla arkadaş oldum, insanlarıysa hep ama hep sevdim; kahrolası tanrılarıysa hiç sevemedim...Durun kızmayın bana, biliyorum, haklısınız, ama bazen kendimi bile sevmiyorum..."<br />
<br />
Anadolu'da şarabın tarihi işte böyle. Şarabın evrensel tarihiyse gene Anadolu'yla, topraklarımızla kesişiyor: Şarap Tarihi Prehistorik (Tarih Öncesi) Çağa kadar uzanmaktadır. Anadolu'da Hititler ve Mısır'da Mısırlılar şarap kültürünü başlatan toplumlardır. Daha sonra şarapçılık ve bağcılık Ege kıyılarındaki Yunanistan, İtalya, Fransa ve İspanya'ya kadar yayılmıştır.<br />
<br />
Şarap Hititler'de para eden ticari bir maldır. Anadolu'nun güney sahillerinde yaşayan Fenikeli gemiciler, şarabı önce Ege sahillerinden, adalara ve Yunanistan'a taşıyıp büyük paralar kazandılar. Şarap nakli, güneyde Fenikeliler, kuzeyde ise Trakyalılar tarafından sağlanıyordu. Hitit şaraplarının Asurlu tacirlerin yardımı ile Mezopotamya Bölgesi'ne geçtiği de bilinmektedir. Asurlu tacirler 250-300 eşeğin bulunduğu kervanlarla şarap naklini gerçekleştiriyorlardı.<br />
<br />
MÖ 1500 yıllarında Orta Yunanistan'da bağcılık ve şarapçılık gelişmeye başlamış ve MS 900 ortalarında şarap, ekmek kadar gerekli bir ihtiyaç maddesi haline gelmişti. Anadolu'da yetişen üzüm asmasının Fransa'ya geçişi MÖ 600 yıllarında Euxenus isimli Foçalı bir gemicinin sayesinde olmuştur. Hıristiyanlığın Avrupa'da yayılması sonucu, İsa'nın kanı olarak kutsal hale gelen şarap, Roma Devri'nde de gelişimini sürdürmüş ve kiliseler sayesinde tüm Avrupa'ya yayılmıştır.<br />
<br />
"İşte bu yolculuklarımdan birinde, Nysa'da, şarabı keşfettim. Kızgınlıkla vurduğum topraktan kırmızı bir sıvı fışkırdı. Toprağın insana en büyük hediyesidir aşk..."<br />
<br />
Şarabın bu resmi tarihinin yanında bir de en az gerçek tarihi kadar ilginç efsanevi bir de tarihçesi var:Nuh Peygamber, tufandan sonra hayvanları ile Ağrı Dağı eteklerinde yaşamaya başlar. Karınlarını doyurmak üzere civarda dolaşan hayvanlardan keçinin bir gün olağanüstü neşeli döndüğünü görür. Bu hal günlerce devam edince Nuh Peygamber keçisinin peşinden giderek, bu durumun yediği bir meyveden kaynaklandığını keşfeder. Kendisi de bu meyveyi çok beğenir ve hayatı pespembe gösteren üzüm suyunun müptelası olur. Nuh Peygamberi mutlu gören şeytan, onun neşesini kıskanarak, alevli nefesi ile asmaları kurutur. Nuh Peygamber üzüntüsünden yataklara düşünce, efsane bu ya, şeytan insafa gelip, bu meyveyi yeniden canlandırmak için ne yapılması gerektiğini söyler. Eğer meyvenin kökü açılır ve hayvanlardan yedisinin kanı ile sulanırsa, asma canlanacaktır. Aslan, kaplan, köpek, horoz, saksağan ve tilkiden oluşan kurbanlar seçilip, üzüm, kanları ile sulanır ve bir yıl sonra bitki tekrar canlanır,yaprak ve meyve vermeye başlar. Şarapla sarhoş olan kimselerin davranışları incelendiğinde, bu yedi hayvanın karakterini taşıyan haller görülür. Kah aslan gibi cesur, kah kaplan gibi yırtıcı, ayı gibi kuvvetli, köpek kadar kavgacı, tilki gibi kurnaz, saksağan gibi geveze olurlar.<br />
<br />
İran efsaneleri ise üzüm ve şarabın keşfedilmesini başka bir şekilde anlatır: Şarabın ilk defa Pişdadiyan sülalesinin ünlü hükümdarı Cemşit zamanında üretildiği söylenir. Cemşit, bol bol asma diktirerek, meyvelerinin halka dağıtılmasını emreder. Mahsül çok bol olunca, kışa saklamak üzere kaplarda muhafaza edilen üzümler, değişik bir lezzet alır, üstelik şırası da acımtıraktır. Bu suyu zehirli sanıp içmezler. Rivayete göre, Cemşit'in en gözde ve güzel cariyesi şiddetli baş ağrısından dolayı canından bezmiştir. Ölüp kurtulmak için bu kaplardaki zehirli sudan içip, hayatına son vermek ister. Fakat içtiği zehir, onu öldüreceğine diriltir, üstelik neşe içinde derin bir uykuya dalar. Uyandığında baş ağrısı kalmamış, vücudu ve ruhu dinlenmiştir. Durumu Cemşit'e anlatır ve hükümdar ve sevgilisi ömür boyu "Ab-I Hayat" tan (Hayat suyu) içip, neşeli ve mutlu yaşarlar.<br />
<br />
"Ve ben Dionysus...Bereketin tanrısıyım...Tanrılar korkun benden; ölümlüler ben sizin yanınızdayım. Ben katliamın tanrısıyım; ben eğlenceyim;ben ikilemim; ben en kadim deliyim...Ama yoruldum, çok yoruldum...Tüm bu deliliklerden; renklerin büyüsünden, seslerin tınısından, kokuların ahenginden yoruldum...Az kaldı;yakında ölümlü olmayı ve ölümü seçeceğim. Bir tek bilmek inanmak istiyorum, bekliyorum; bensiz de deliliğin devam edeceğine; bensiz de hayatın ani ve beklenmedik olacağına ...Hem bu değil mi hayatın en güzel yanı; dün bugünün aynı olsaydı, bugün dün olmaz mıydı...?"<br />
<br />
Şarap...İçkilerin en eskisi...Üzümün asaleti, bağbozumlarının geceleri...Yıllandıkça güzelleşen sarhoşluk...Ve bitirirken; şarap deyince Ömer Hayyam, Ömer Hayyam deyince şarap:<br />
<br />
Can bir şaraptır, insan onun destisi;<br />
Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.<br />
Hayyam, bilir misin nedir bu ölümü varlık:<br />
Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.<br />
<br />
Dünyada akla değer veren yok madem,<br />
Aklı az olanın parası çok madem,<br />
Getir şu şarabı, alın aklımızı:<br />
Belki böyle beğenir bizi el alem!<br />
<br />
alıntıdır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ben Dionysus...Kutsal dansların; ilahi mistisizmin; ölümle yaşamın ve şarabın tanrısıyım...Bazen ıssız kumsallar dingindir ruhum; ve çoğu, siz ölümlülerin hayalinin de ötesinde, en korkunç tayfunun ölümü fısıldayan sesi kadar korkuncum. Ah Euripedes, korkak Euripedes, bana en kibar diyen, beni en çok korkunç bulan, ne çok özlemişim seni..."<br />
<br />
"Are we winning the wines war?"; geçtiğimiz haftalarda Amerika'nın en saygın ekonomi gazetelerinden birinin (Financial Times) ilk sayfasında büyük puntolarla şu yazıyordu: Şarap savaşlarını kazanıyor muyuz? Gerçekten de yazarın uslubu, Bordeaux'dan anlattıkları, CNN'in körfez savaşı muhabirlerini hatırlatıyordu insana. Son 20 yıldır dünya mutfakları arasındaki kıyasıya süren savaş, son dönemlerde şaraplara sıçradı. Önce California ve Bordeaux birbirine girdi. Arkadan Güney Afrika ve Avustralya şarapları sahneye çıkarak biz de varız dediler; derken İtalyan, Şili; şimdi de Bulgar şarapları...Şarabın en güzelini üretebilecek çeşitlilikte ve güzellikte üzümler, bu üzümlerin büyüyüp olgunlaşacağı uçsuz bucaksız verimli ovalarla dolu Anadolu. Peki şarabın şampiyonlar ligi denince Anadolu ya da Türkiye neden akla gelmiyor?<br />
<br />
"Ben Dionysus paradoksun tanrısıyım...Ben paranın iki yüzüyüm...Ben beklenmeyenim...Boğa bakışlarımdan ve boynuzlarımdan korkar insanlar, ama ben onları çok seviyorum. Sırf onlar mutlu olsun diye şiiri getirdim dünyaya, dramayı, trajediyi öğrettim. Ve en çoğundan şarabı keşfettim. Şarap...Onsuz aşk olmazdı. Aşksız insan yok olmaya mahkumdur. Nasıl yaşanır ki sevgisiz ben hiç anlamadım..."<br />
Aslında Anadolu, şarabın iki-üç vatanından birisi. Bu topraklarda neredeyse 5000 yıldır üzüm var, bağ var, şarap var...<br />
<br />
Alacahöyük'de MÖ 3000 yılından altın şarap kadehi ve güğümü, Kültepe'de MÖ 1750'den Koçbaşı şeklindeki içki testisi Anadolu'da şaraba dair bulunan en eski izler. Boğazköy'deki kazılarda ortaya çıkan Hitit tabletlerinde şarabın dini ritueller ve günlük hayattaki yeri anlatılıyor. Yine Konya, Ereğli ilçesine bağlı İvriz'de bulunan büyük taş kabartma üzerinde feyz ve bereket ilahı Tarhu, sağ elinde üzüm salkımlı asma dalı, sol elinde buğday başakları ile görünür. Tanrının karşısında yer alan küçük insan figürü de Hitit Kralı Varpalavas'tır. Tanrı Tarhu, iki elini birleştirerek bereket dileyen Varpalavas'a elindeki en değerli yiyecekleri sunar; üzüm ve buğday...<br />
<br />
Anadolu'nun sahillerinde yaşayan gemici ve tüccar Fenikeliler şarabı Ege adalarına,Yunanistan'a taşıyıp büyük kazançlar elde ettiler. Fenikeliler, dipleri sivri uçlu amphoralarını gemilerinin alt bölümündeki (salma) kum içine yanyana yerleştirip kolaylıkla taşıyorlardı. Bugün sualtı arkeologlarının sahillerimizde buldukları amphoralar çoğunlukla bu dönemin batıklarından çıkmıştır. Her ne kadar Yunan medeniyetinde Baküs'ün varlığı şarabın anavatanı olarak Ion yarımadasına işaret etse bile, Hititler Anadolu'da MÖ3000 yıllarında, Yunanlılardan en az 1000 yıl önce yaygın olarak şarap ve bağcılık yapıyorlardı. Hititleri takiben Anadolu'da şarap ve bağcılık daha da yaygınlaşmıştır.<br />
"Olympus'un 12 büyük tanrısından biriyim. Ve en korkulanıyım...Ben hayatım; ben hareketim; ben dinamizmim; ben hayatı güzel yapan herşeyim...Apollo'nun mantığı ve gerçekliği mi? Sükunet mi? Durup düşünmek mi? Güldürmeyin beni...Ben deliliğin en ucundayım, ben deliliğin sınırıyım. Kızmayın hemen, bir düşünsenize; bugün, ya delilik olmasaydı, acaba burada olur muydunuz, sesime kulak verebilir miydiniz...?"<br />
<br />
Peki ya Türkler Anadolu'ya gelmeden önce şarabı biliyorlar mıydı? Evet... Dr. Altay Yavuzeser naklediyor: Eski Türklerde Göktanrı şarabı takdis ettiğinden, bağın ve şarabın bulunduğu yere kötü ruhların girmediği kabul olunurdu. Yeni doğan çocuklar için, düğününde açılmak üzere bir küp şarap gömülürdü.<br />
Kaşgarlı Mahmud, 11. Yüzyılda Divanu Lügati Türk adlı eserinde Türk boylarının, çocuklarının dahi şarap içtiğini söyler.<br />
<br />
İslamiyet'in kabulü ile şarap yasaklandıysa da Hayyam'dan Mevlana'ya dek tasavvufçular şaraba methiyeler düzmüşlerdir. Nedim, 17. Yüzyılda şu dizelerle methiyeler düzüyordu şaraba:<br />
"Haddeden geçmiş nezaket yal ü bal olmuş sana,<br />
Mey süzülmüş şişeden ruhgar-I al olmuş sana ."<br />
(İncelik haddeden geçmiş,boy pos olmuş sana, Sırça kaptan şarap süzülmüş, kırmızı yanak olmuş sana.)<br />
<br />
Çok mu beğenmişim kendimi? Ee...Zeus'un oğluyum...<br />
Ah çapkın babam...Gene bir gün Olympos'daki tanrı işlerinden sıkılmış,dünyaya inmiş, Hera'nın dırdırından kaçmak için. Bir ormana girmiş gezerken, yüreğinin sesi miymiş acaba onu o ormana sokan, yoksa babamdan da büyük bir güç müymüş bilmiyorum ama iyi ki de girmiş. Dalgın dinlerken ormanın binbir sesini annemi görmüş. Güzel Semele...Hiçbir ölümlü dili yetmez onu betimlemeye, tüm diller susar o şarkı söylerken; ve tarihin, benim bile bilmediğim kadar kadim tarihin en güzel sesleri yankılanır o konuşurken, karanlıklar hapsolur ışığa, geceyse güne karışır..."<br />
<br />
Yine içki dahil birçok yasağın kol gezdiği IV. Murad döneminde, sultanın şarabı kendisine yasaklamadığı biliniyor. Tanzimat döneminde Anadolu'da şarapçılık tekrar gelişiyor. Fransa'daki Floksera (asma hastalığı)nedeni ile sadece İzmir'den 7 milyon litre şarap ihraç olunuyor. 1913 senesinde 42 milyon litrelik üretim, savaş arifesi için ilginç bir ilginç bir rekor olmuştur. Cumhuriyetle birlikte gerek devlet (Tekel İdaresi) gerekse özel sektör yeni bir atağa geçer.<br />
<br />
"Ve gönlünü çalmış babam güzeller güzeli annemi. Annemse ilk defa aşık olmuş o gün, hem de aşkların en güzeliyle, en durusuyla. Aşkının büyüsüyle bana hamile kalmış o gün.<br />
Ama Hera...Ah kıskanç Hera aramızda kalsın Pan bile sevmez Hera'yı; babamıysa nasıl tavladığı hala bir sır, hakkında yüzlerce dedikodu türetilmiş ve hala türetilmeye devam edilen bir gizemdir Olympos'da...Arada bir zaman geçmiş, babamın çapkınlığı, Selene'nin güzelliği ta Olympos'a kadar gelmiş. Hera'nın kulakları Olympos'daki her dedikoduyu duyar hele bir de kendi işin içindeyse. Dedikoduları duyan Hera, tez dünyaya atmış kendini. Bir hemşire kılığında annemin karşısına çıkmış. Ve zavallı annemiyse kandırması hiç zor olmamış. Zeus'tan tüm gücünü göstermesini istemesini söylemiş aynı Hera'ya gösterdiği gibi. 'Sana aşıksa gösterir' demiş. Dünyalar güzeli annem inanmış ona. Ee, Hera bu, tüm hilelerin, tüm oyunların, tüm dalaverelerin tanrısı, annemse, her ne kadar Olympos'un en yakışıklı adamının kalbini çalsa da yalnız bir ölümlüymüş o zamanlar..."<br />
Son 5 yıldır Türk Şarapçılığı ise 5000 yıllık şarap mirasına yakışır atılımlar içinde. Özellikle Gelibolu-Çanakkale çevresindeki girişimler gelecek vaad ediyor. Bunların öncüsü, Türkiye'nin Fransız üzümlerinden üretilmiş ilk varietal/monocépage şarabı Sarafin. Gönül istiyor ki böyle girişimler çoğalsın ve Anadolu şarabı dünya vitrininde hakettiği yeri alsın.<br />
<br />
Ve Zeus'un tanrısal ateşi Selene'yi aşağıdaki dünyaya indirdi. Zeus omuzlarından, bir üzüm salkımı içinden doğdum ben. Boğa boynuzlarımda yılanlar oynaşıyordu doğduğumda. Sonra Hermes beni, Hera'nın gazabından korumak için teyzem Ino'ya verdi. Bana kız giysileri giydirip, kız gibi büyüttüler beni, sırf Hera bulamasın diye izimi."<br />
<br />
Sevgilinin güzeli gül, içkinin güzeli şarap kokar...Bazen şairlere ilham, bazen tablolara renk olmuştur şarap. Plutharc'a göre içkilerin en faydalısı, ilaçların en tatlısı ve yemeklerin en lezzetlisidir şarap; Sokrat'a göre; çok güzel ama dozu kaçırılmadan içilmesi gereken bir içkidir şarap; Hipokrat'a göre su ile karıştırılınca başağrısına, sindirim bozukluklarına, siyatiğe, ve ödeme iyi gelen bir ilaçtır şarap;Büyük doktor İbni Sina ayda iki kere sarhoş olmanın yararı olacağını savunmuştur; kimyacı Louis Pasteur'se şarabın en iyi ve sağlıklı içki olduğunu vurgulamıştır.<br />
<br />
"Ve büyüdüm...Hera'nın yalan gözleri bana hiç zarar veremedi. Belki babamdan korkmuştur aramaktan vazgeçmiştir;hiçbirşeyden korkmaz öyle kolay kolay ama... Belki de onca entrikanın içinde unutmuştur beni.<br />
... Ve sonra yolculuklara çıkmaya başladım. Yarı insan yarı tanrı ben -babam sağolsun türümün tek örneği değilim - dünyayı gezmeye başladım; o, çok sevdiğim insanları tanıdım. Kabaran okyanusları gördüm, şiddeti tanıdım;savaşın ardından ağıt yakan kadınların sesine kulak verdim, acıyı ve merhameti öğrendim; gün doğmadan balığa çıktım Ege'nin sularında, sabretmeyi öğrendim; nice savaşlar gördüm, Arşipel'in yıkılışından Truva Zaferi'ne değin, ölümü, ölümün gözündeki korkuyu gördüm; hayvanlarla arkadaş oldum, insanlarıysa hep ama hep sevdim; kahrolası tanrılarıysa hiç sevemedim...Durun kızmayın bana, biliyorum, haklısınız, ama bazen kendimi bile sevmiyorum..."<br />
<br />
Anadolu'da şarabın tarihi işte böyle. Şarabın evrensel tarihiyse gene Anadolu'yla, topraklarımızla kesişiyor: Şarap Tarihi Prehistorik (Tarih Öncesi) Çağa kadar uzanmaktadır. Anadolu'da Hititler ve Mısır'da Mısırlılar şarap kültürünü başlatan toplumlardır. Daha sonra şarapçılık ve bağcılık Ege kıyılarındaki Yunanistan, İtalya, Fransa ve İspanya'ya kadar yayılmıştır.<br />
<br />
Şarap Hititler'de para eden ticari bir maldır. Anadolu'nun güney sahillerinde yaşayan Fenikeli gemiciler, şarabı önce Ege sahillerinden, adalara ve Yunanistan'a taşıyıp büyük paralar kazandılar. Şarap nakli, güneyde Fenikeliler, kuzeyde ise Trakyalılar tarafından sağlanıyordu. Hitit şaraplarının Asurlu tacirlerin yardımı ile Mezopotamya Bölgesi'ne geçtiği de bilinmektedir. Asurlu tacirler 250-300 eşeğin bulunduğu kervanlarla şarap naklini gerçekleştiriyorlardı.<br />
<br />
MÖ 1500 yıllarında Orta Yunanistan'da bağcılık ve şarapçılık gelişmeye başlamış ve MS 900 ortalarında şarap, ekmek kadar gerekli bir ihtiyaç maddesi haline gelmişti. Anadolu'da yetişen üzüm asmasının Fransa'ya geçişi MÖ 600 yıllarında Euxenus isimli Foçalı bir gemicinin sayesinde olmuştur. Hıristiyanlığın Avrupa'da yayılması sonucu, İsa'nın kanı olarak kutsal hale gelen şarap, Roma Devri'nde de gelişimini sürdürmüş ve kiliseler sayesinde tüm Avrupa'ya yayılmıştır.<br />
<br />
"İşte bu yolculuklarımdan birinde, Nysa'da, şarabı keşfettim. Kızgınlıkla vurduğum topraktan kırmızı bir sıvı fışkırdı. Toprağın insana en büyük hediyesidir aşk..."<br />
<br />
Şarabın bu resmi tarihinin yanında bir de en az gerçek tarihi kadar ilginç efsanevi bir de tarihçesi var:Nuh Peygamber, tufandan sonra hayvanları ile Ağrı Dağı eteklerinde yaşamaya başlar. Karınlarını doyurmak üzere civarda dolaşan hayvanlardan keçinin bir gün olağanüstü neşeli döndüğünü görür. Bu hal günlerce devam edince Nuh Peygamber keçisinin peşinden giderek, bu durumun yediği bir meyveden kaynaklandığını keşfeder. Kendisi de bu meyveyi çok beğenir ve hayatı pespembe gösteren üzüm suyunun müptelası olur. Nuh Peygamberi mutlu gören şeytan, onun neşesini kıskanarak, alevli nefesi ile asmaları kurutur. Nuh Peygamber üzüntüsünden yataklara düşünce, efsane bu ya, şeytan insafa gelip, bu meyveyi yeniden canlandırmak için ne yapılması gerektiğini söyler. Eğer meyvenin kökü açılır ve hayvanlardan yedisinin kanı ile sulanırsa, asma canlanacaktır. Aslan, kaplan, köpek, horoz, saksağan ve tilkiden oluşan kurbanlar seçilip, üzüm, kanları ile sulanır ve bir yıl sonra bitki tekrar canlanır,yaprak ve meyve vermeye başlar. Şarapla sarhoş olan kimselerin davranışları incelendiğinde, bu yedi hayvanın karakterini taşıyan haller görülür. Kah aslan gibi cesur, kah kaplan gibi yırtıcı, ayı gibi kuvvetli, köpek kadar kavgacı, tilki gibi kurnaz, saksağan gibi geveze olurlar.<br />
<br />
İran efsaneleri ise üzüm ve şarabın keşfedilmesini başka bir şekilde anlatır: Şarabın ilk defa Pişdadiyan sülalesinin ünlü hükümdarı Cemşit zamanında üretildiği söylenir. Cemşit, bol bol asma diktirerek, meyvelerinin halka dağıtılmasını emreder. Mahsül çok bol olunca, kışa saklamak üzere kaplarda muhafaza edilen üzümler, değişik bir lezzet alır, üstelik şırası da acımtıraktır. Bu suyu zehirli sanıp içmezler. Rivayete göre, Cemşit'in en gözde ve güzel cariyesi şiddetli baş ağrısından dolayı canından bezmiştir. Ölüp kurtulmak için bu kaplardaki zehirli sudan içip, hayatına son vermek ister. Fakat içtiği zehir, onu öldüreceğine diriltir, üstelik neşe içinde derin bir uykuya dalar. Uyandığında baş ağrısı kalmamış, vücudu ve ruhu dinlenmiştir. Durumu Cemşit'e anlatır ve hükümdar ve sevgilisi ömür boyu "Ab-I Hayat" tan (Hayat suyu) içip, neşeli ve mutlu yaşarlar.<br />
<br />
"Ve ben Dionysus...Bereketin tanrısıyım...Tanrılar korkun benden; ölümlüler ben sizin yanınızdayım. Ben katliamın tanrısıyım; ben eğlenceyim;ben ikilemim; ben en kadim deliyim...Ama yoruldum, çok yoruldum...Tüm bu deliliklerden; renklerin büyüsünden, seslerin tınısından, kokuların ahenginden yoruldum...Az kaldı;yakında ölümlü olmayı ve ölümü seçeceğim. Bir tek bilmek inanmak istiyorum, bekliyorum; bensiz de deliliğin devam edeceğine; bensiz de hayatın ani ve beklenmedik olacağına ...Hem bu değil mi hayatın en güzel yanı; dün bugünün aynı olsaydı, bugün dün olmaz mıydı...?"<br />
<br />
Şarap...İçkilerin en eskisi...Üzümün asaleti, bağbozumlarının geceleri...Yıllandıkça güzelleşen sarhoşluk...Ve bitirirken; şarap deyince Ömer Hayyam, Ömer Hayyam deyince şarap:<br />
<br />
Can bir şaraptır, insan onun destisi;<br />
Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.<br />
Hayyam, bilir misin nedir bu ölümü varlık:<br />
Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.<br />
<br />
Dünyada akla değer veren yok madem,<br />
Aklı az olanın parası çok madem,<br />
Getir şu şarabı, alın aklımızı:<br />
Belki böyle beğenir bizi el alem!<br />
<br />
alıntıdır]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Taylandda inanılmaz bir trafik kazası]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52351</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 16:46:24 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52351</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.resimupload.com/ds983099377_1.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r4/thumb_983099377.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_983099377.jpg&#93;" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds820165145_2.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r7/thumb_820165145.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_820165145.jpg&#93;" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds277217577_3.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r1/thumb_277217577.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_277217577.jpg&#93;" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds422227859_5.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r3/thumb_422227859.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_422227859.jpg&#93;" /></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.resimupload.com/ds983099377_1.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r4/thumb_983099377.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_983099377.jpg]" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds820165145_2.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r7/thumb_820165145.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_820165145.jpg]" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds277217577_3.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r1/thumb_277217577.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_277217577.jpg]" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds422227859_5.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r3/thumb_422227859.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_422227859.jpg]" /></a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pusuya düşürülen taliban militanları]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52350</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 16:41:46 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52350</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.resimupload.com/ds440681569_1.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r10/thumb_440681569.JPG" border="0" alt="[Resim: thumb_440681569.JPG&#93;" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds279934762_2.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r2/thumb_279934762.JPG" border="0" alt="[Resim: thumb_279934762.JPG&#93;" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds727010905_3.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r10/thumb_727010905.JPG" border="0" alt="[Resim: thumb_727010905.JPG&#93;" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds141845842_4.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r8/thumb_141845842.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_141845842.jpg&#93;" /></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.resimupload.com/ds440681569_1.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r10/thumb_440681569.JPG" border="0" alt="[Resim: thumb_440681569.JPG]" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds279934762_2.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r2/thumb_279934762.JPG" border="0" alt="[Resim: thumb_279934762.JPG]" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds727010905_3.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r10/thumb_727010905.JPG" border="0" alt="[Resim: thumb_727010905.JPG]" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds141845842_4.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r8/thumb_141845842.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_141845842.jpg]" /></a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Berbat bir motor kazası (adamın yüzü çıkmış)]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52349</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 16:32:50 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52349</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.resimupload.com/ds395768326_viraldeath_comcrotchrocket1.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r2/thumb_395768326.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_395768326.jpg&#93;" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds723578816_viraldeath_comcrotchrocket2.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r7/thumb_723578816.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_723578816.jpg&#93;" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds478228647_viraldeath_comcrotchrocket3.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r4/thumb_478228647.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_478228647.jpg&#93;" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds284237978_viraldeath_comcrotchrocket4.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r10/thumb_284237978.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_284237978.jpg&#93;" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds665414302_viraldeath_comcrotchrocket5.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r5/thumb_665414302.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_665414302.jpg&#93;" /></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.resimupload.com/ds395768326_viraldeath_comcrotchrocket1.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r2/thumb_395768326.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_395768326.jpg]" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds723578816_viraldeath_comcrotchrocket2.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r7/thumb_723578816.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_723578816.jpg]" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds478228647_viraldeath_comcrotchrocket3.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r4/thumb_478228647.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_478228647.jpg]" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds284237978_viraldeath_comcrotchrocket4.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r10/thumb_284237978.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_284237978.jpg]" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds665414302_viraldeath_comcrotchrocket5.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r5/thumb_665414302.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_665414302.jpg]" /></a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Elazğıdaki depremden ilk görüntüler]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52348</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 16:19:58 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52348</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.resimupload.com/ds757053948_1.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r1/thumb_757053948.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_757053948.jpg&#93;" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds193622124_2.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r5/thumb_193622124.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_193622124.jpg&#93;" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds618919936_3.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r5/thumb_618919936.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_618919936.jpg&#93;" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds558720654_10.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r4/thumb_558720654.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_558720654.jpg&#93;" /></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.resimupload.com/ds757053948_1.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r1/thumb_757053948.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_757053948.jpg]" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds193622124_2.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r5/thumb_193622124.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_193622124.jpg]" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds618919936_3.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r5/thumb_618919936.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_618919936.jpg]" /></a><br />
<br />
 <a href="http://www.resimupload.com/ds558720654_10.html" target="_blank"><img class="postimage" src="http://pic1.resimupload.com/r4/thumb_558720654.jpg" border="0" alt="[Resim: thumb_558720654.jpg]" /></a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kürtçe ilahi !!]]></title>
			<link>http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52347</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 13:30:18 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.darkjuva.com/showthread.php?tid=52347</guid>
			<description><![CDATA[<font color="#DAA520">Kürtçe İlahi !!<br />
<br />
Bave Seyda !!<br />
<br />
</font><br />
<br />
<br />
<object width="425" height="350"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/XfrAxHntU9c"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/XfrAxHntU9c" type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="350"></embed></object><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
-]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<font color="#DAA520">Kürtçe İlahi !!<br />
<br />
Bave Seyda !!<br />
<br />
</font><br />
<br />
<br />
<object width="425" height="350"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/XfrAxHntU9c"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/XfrAxHntU9c" type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="350"></embed></object><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
-]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>